|
| |
ana tablo
| ikinci ana tablo
|
|
Ahşap insan konforu için bahşedilmiştir.
 |
Ahşap evler insanlar için mükemmel konfor ortamı ve
sağlıklı yaşam şartları oluştururlar. Bu ahşabın belirli
özelliklerinden kaynaklanır :
■ Ahşap doğal
bir malzemedir. Bünyesinde radon gazı yoktur. Nefes alma
özelliği radon konsantrasyonunu minimuma düşürür.
■ Ahşap evlerde rutubet olmaz.
■
Ahşabın ısı sığası çok azdır. |
|
Ahşap yapılar depreme çok dayanıklıdır.
|
|
Ahşap
hafif ama sağlam bir malzemedir. Ağırlığının
çok üstünde yük taşıma kapasitesine
sahiptir. Bu özelliği ile yapı strüktüründe
sağlamlık açısından betonarme ve çeliğe fark
atmaktadır.Bu özelliği nedeniyle ahşap
yapılar hafif olurlar ama diğer yapı
malzemeleri kadar yük taşıyabilirler. Ahşap
inşaat yapımı kolaydır. Ahşap elemanların
birleştirilmesi beton ve çeliğe nazaran çok
daha emniyetlidir.
Ahşap
hafif ama sağlam bir malzemedir. Ağırlığının
çok üstünde yük taşıma kapasitesine
sahiptir. Bu özelliği ile yapı strüktüründe
sağlamlık açısından betonarme ve çeliğe fark
atmaktadır.Bu özelliği nedeniyle ahşap
yapılar hafif olurlar ama diğer yapı
malzemeleri kadar yük taşıyabilirler. Ahşap
inşaat yapımı kolaydır. Ahşap elemanların
birleştirilmesi beton ve çeliğe nazaran çok
daha emniyetlidir.
|
|
|
|
|
|
|
Ahşap yapılar prestijlidir.
|
|
Ahşabın doğasında
prestij vardır zaten... Buna tasarım ve
uygulama kolaylığı da eklenince ,
Boğaziçi yalıları gibi hayranlıkla
izlenen ve unutulmayan yapılar
yapılmasına olanak verir. Günümüzün
bilgisayar ile tasarım imkanları ve
teknolojinin getirdiği imkanlar ile
dünya çapında prestij simgesi
yapılar
yapılmaktadır. |
|
|
Ahşap yapılar hormonsuzdur
Post modernizmin tüketim kültürü yapı malzemelerine de
sirayet etmiştir. Bugün yapılan yapılarda kullanılan
çeşitli endüstriyel malzemelerin insan sağlığına hangi
faydaları veya zararları olduğu konusunda pek bilgi
sahibi değiliz.
Ancak dikkatli gözler ve duyarlı beyinler doğal
malzemeler ile endüstriyel malzemeler arasındaki bariz
farkı görmektedir.
Yaygın olarak kullanılan inşaat malzemelerinin bir
çoğunda kanserojen olduğu aslında farkedilen ama
bilimsel olarak henüz ispat edilememiş birçok zararlı
madde vardır.
Oysa ahşap yapılar doğaldır. Hormonsuzdur. |
 |
|
Ahşabın bakımı kolaydır
|
|
Ahşap yapıların bakımı yeni
gelişen emprenye teknikleri
ve su bazlı boyalar ile son
derece kolay hale gelmiştir.
%100 doğal su bazlı ahşap
koruyucular ile korunarak
inşa edilen evlerin 10-15
yılda bir boyanması onları
yüzyıllara dayanır hale
getirmektedir.
|
 |
|
Ahşap yapılar uzun ömürlüdür
|
|
Ahşap evlerin
dayanıksız olduğu çürüdüğü gibi yaygın bir kanaat
vardır. Oysa gerçek bunun tam tersidir. betonarme ömrü
yaklaşık 100 yıl ile sınırlı bir malzemedir. Çelik ise
bakımı yapılmazsa betonarmeden çok daha kısa süre içinde
paslanır.Oysa ahşap doğru kullanıldığında yüz yıllarca ayakta
durmaktadır.
Doğal taşlar ise binlerce yıllık insanlık macerasını
bize ulaştıran enuzun ömürlü yapı malzemeleridir. |
|
|
|
İşletmesi
kolaydır
|
|
|
Ahşap
ısı sığası düşük olduğu için ,yazın
serin kışın ise sıcak olur. beton evlere
göre çok daha kolay ısıtılabilir ve
soğutulabilir.
Isı sığası veya ısı kapasitesi, bir
maddenin sıcaklığını 1°C değiştirmek
için gerekli olan ısı miktarıdır.Başka
bir ifade ile bir cismin ısısının
sıcaklığına göre türevidir.Cismin
kütlesi ile öz ısısının çarpımına
eşitttir.
C= ( σQ / dT )
ifadesi ile genelleştirilir. Bu ifadede
δQ ısı değişmesini, δT sıcaklık
değişmesidir. SI sisteminde birimi joule/Kelvin'dirBir
cismin birim kütlesinin sıcaklığını
birim derece değiştirmek için gerekli
olan ısı ise özgül ısı sığası ya da
özgül ısı olarak adlandırılır. SI
sisteminde birimi joule/gram Kelvin
'dır.
|
|
|
Dünyanın en soğuk ülkelerinden
biri olan Finlandiya'da
yapıların çoğunluğu ahşaptır.
Çünkü ülke soğuktur ama ahşap
sıcaktır. |
|
|
|
Ahşap kullanmak "
iklim değişikliği
" ne karşı etkili bir önlemdir.
|
Küresel
sıcaklık artıyor. 20. yüzyıl kayıtların
başlamasından beri en sıcak yüzyıl..Buzullar
eriyor: Kuzey kutbunun yüzeyi 1950’den beri
%50 azaldı. Deniz seviyesi yükseliyor. Doğal
felaketler artıyor. Atmosferdeki CO2
konsantrasyonu sanayi devriminden beri %30
artmıştır. Şu anda yılda %0,5 artmaktadır.
2100 yılında iki katına çıkmış olacak.Bu
yüzden küresel sıcaklıkların yüzyılın ilk
yarısı boyunca her on yılda 0,1 ila 0,4
°C artacağı tahmin öngörülmektedir..
|
|
|
|
|
Ormanlardaki CO2depolaması |
|
Avrupa ormanları dev karbon
depolarıdır ve 47.000 milyon ton karbon depolamaktadırlar. Ormanlar
büyüdükçe daha fazla karbon absorbe ederek depolamaktadırlar.
Ahşap kullanımı daha fazla orman büyümesini teşvik eder .Avrupa’da
yasalar kesilen ağacın yerine ağaç dikilmesini mecbur eder .Verimli
bir ahşap pazarının oluşması orman yönetimine yatırım yapılmasına
finansal teşvik sağlar. |
|
Ürünlerdeki CO2 depolaması
|
|
Ahşap kullanılması ile
karbonun depolanması ağacın yasam ömründen daha uzun bir süreye
yayılmış olur ve yeniden dönüşüm ile bu böyle devam eder. Ahşabın
kullanılması ağacın olgunlaşma, ölme ve çürüme sürecine karşın
karbonun yayılmasını engeller.. |
|
Yerini alma etkisi
|
|
Ahşabın düşük enerji
içermesinin faydalı etkisi, yüksek enerji içerikli alternatif
ürünlerin yerini ahşabın almasıyla artacaktır. Diğer yapı
materyalleri yerine kullanılan her m3 ahşap karbon emisyonunun
ortalama 1,1 ton azaltmaktadır. Ormanlarda depolanan karbondioksit
ile kombine edildiğinde, her metreküp toplam 2 tonu saklamaktadır. |
|
Düşük enerji içeriği
|
|
Enerji içeriği’ bir materyal veya
ürünü yaratmak için kullanılan enerjidir. Bir
yapının yaşam süresi boyunca kullanılan enerjinin
yüzde 22’sinin materyalden geldiği düşünüldüğünde
bunun önemli ortaya çıkmaktadır. Ahşap yapı
malzemeleri içinde enerji içeriği en düşük olandır.
Ve, her metreküp büyümede, ağaç 1 ton karbondioksiti
absorbe eder ve 0,7 ton oksijen yaratır
|
|
Termal
verimlilik
|
|
Ahşap bir yapının
yaşam süresi boyunca CO2 saklamaya devam eder, çünkü
doğal termal verimliliği sayesinde enerjiyi saklar.
Termal verimliliği betona göre 15 kat daha
fazladır.Termal verimliliği çelikten 400 kat fazladır.
Termal verimliliği alüminyumdan 1770 kat fazladır. 2,5
cm lik ahşap bir kerestenin termal verimliliği 1,4 cm
lik bir taş duvardan daha fazladır. |
|
Geri dönüşüm ve enerjinin geri kazanılması
|
|
İlk kullanımından
sonra ahşap tekrar tekrar kullanılabilir veya geri
dönüştürülebilir.Ayrıca yanma ile enerji üretmekte
kullanılabilir. Bu şekilde güneş enerjisi verimli bir
şekilde depolanmaktadır. Fosil yakıtların yerine
kullanılarak karbondioksit kazanımı sağlar. |
|
|
Ahşabın radon değerleri düşüktür
|
| |
Beton
evlerde 300-400 bekerel radon ölçülürken
, ahşap evlerde bu 30 bekerel
seviyesindedir.Dünya Sağlık Örgütününe
göre dünyadaki akciğer kanserinin %15'ine
RADON sebep oluyor. Radon topraktan havaya
geçen doğal bir radyoaktif gazdır |
|
Genlerimizde dahi ahşap var>
| |
|
|
|
|
|
Anadolu
Dünya'da
ahşap
yapı kültürünün en geliştiği coğrafyaların
başlarında gelmektedir. Dünyanın ahşap yapı
kültürüne sahip Japonya gibi ülkelerinde bu gelenek
yaşatılırken, bizde yüzeysel batı hayranlığı sonucu
terk edilmesine ve hoyratça yok edilmesine rağmen
kalan eserler toplum hafızamızın tazelenmesine yetip
de artmaktadır. |
|
|
|
|
| Mimar Çelik Erengezgin'in muhteşem
mücadelesi.
Çelik Erengezgin'in internet üzerinde çeşitli
forumlarda ahşap ve ahşap yapılar hakkında yaptığı tartışmaların
bir özeti.
Depreme karşı " AHŞABIN GÜCÜ"
BİLDİĞİMİZ
AĞAÇ , YANİ AHŞAP , YANİ TAHTA !.. Diğer inşaat malzemeleri ile
fiziksel ve mimari özelliklerini karşılaştırdınız mı hiç ?
Doğanın bize mükemmel iç yapısı ile hazır
olarak sunduğu bu harika malzemenin akıllıca kullanımı ile
nelerin çözüme ulaştığı, hangi formların olanaklı hale geldiğini
,bilgisayar ortamındaki görsel sunu ile izlemiş olacaksınız..
Önce, bir dizi özet soru ile durum tespiti
yapalım isterseniz..
Ardından , bize bu soruları sordurtan güzel
Ülkemizin insan hamuruna bir göz atalım ve son olarak yabancı
bir uzmanın Ekim başlarında, İstanbul Yapı Endüstri Merkezinde
verdiği konferansın Türkçe metnine kulak verelim isterseniz !..
Son olarak dediğime bakmayın.. Son söz yine
bizim olacak.
Çünkü bu Ülke bizim !..
Çünkü burada, aklımızı kullanarak mutlulukla
yaşayabilecek iken , birilerinin akılsızlığına uyup kahırla
ölmekte olan, bizleriz !..
DEPREME KARŞI "AHŞABIN GÜCÜ" -1
AHŞABA YÖNELTİLEN TEMEL
SORULAR :
1- YANMAZ MI ?
2- ÇÜRÜMEZ Mİ ?
3- ORMANLAR YOK OLMAZ MI ?
4- SAĞLAM OLUR MU ?
5- ÇOK KATLI OLUR MU ?
6- EKONOMİK OLUR MU ?
ve cevapları : ( Size bir kopya vermek
istiyorum. Bütün bu tartışmaların özetini merak ediyorsanız
lütfen yukarıdaki altı sorunun sadece ALTI ÇİZİLİ kısımlarını
okuyunuz.. Yanıtları bulacaksınız.. )
Bunlar sizi tatmin etmedi mi ? Öyle ise bu
yazıyı okumaya başlamakla iyi ettiniz..
1- Amerika'daki konutların ortalama % 90'ının,Kaliforniya?da
ise %99 unun ahşap olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
2- Amerika?da , 50 m2'lik "panolu" bir ahşap
evin kaba montajını; iki işçinin 5 SAATTE, tüm işçiliğini BİR
HAFTADA bitirebildiğini BİLİYOR MUYUZ ?
3 - Yine Amerika?da ortalama büyüklük olan ;
92 m2'lik MÜSTAKİL bir ahşap evin kaba yapısının 9815 $ A YANİ
;106 $ M2 ye bitebildiğini bu hali ile betonarme bir evden % 30
İLA % 50 DAHA UCUZA çıktığını ; halı,seramik, elektrik , sıhhi
tesisat ile ısıtma sistemi dahil m2 maliyetinin 97 MİLYON TL'Yİ
, EVİN TOPLAM MALİYETİNİN ORTALAMA ; 9 MİLYAR TL'yi GEÇMEDİĞİNİ
BİLİYOR MUYUZ ?
4- Deprem sigortası priminin beton evlerde
ahşap eve göre 5 MİSLİ FAZLA olduğunu ve bütün bu sebeplerden
Amerika'da betonarme evde oturmanın bir LÜKS olduğunu BİLİYOR
MUYUZ ?
5- Köprülü yalısı 17.YÜZYIL sonlarında inşa edildiğinde
Amerika'nın henüz tarihte yer almadığını BİLİYOR MUYUZ ?
6- Şu günlerde İngiltere?de 6 KATLI ahşap
sosyal konutların inşa edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?
7- Paris'te de 200 M YÜKSEKLİĞİNDE ahşap
DOĞAYA SAYGI KULESİ'nin yapılmakta olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
8- Bunlara karşılık , DÜNYANIN EN BÜYÜK
TARİHİ AHŞAP BİNASININ 100 M boyu , sekiz katlı bina yüksekliği
ile tam 100 yıldır ayakta olan Büyükada'daki Rum Yetimhanesi
olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
9- Betonarmenin ahşaba göre 5 KAT, çeliğin 13
KAT ağır olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
10- 100 m2'lik betonarme karkas sistemin
yaklaşık 75 ton, 100 m2'lik ahşap karkas sistemin ise 2.5 - 4
ton arasında geldiğini, böylece temele gelen yüklerin 20 ila 30
kere daha az olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
11- 1cm Kontra plağın veya ahşabın 16 cm
betonun ısı izolasyon değerine eşit olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
12- Ahşap kullanılarak 1790 DA 108 METRENİN
Ren nehrinde "Limmat" köprüsünde geçildiğini, bugün 160 m
açıklığın çatılarda rahatça geçilebildiğini ve şu anda 250m'nin
de geçilmek üzere olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
13- Hesap sonucu çıkan ahşap kesitinin biraz
daha büyüğü kullanıldığında, dıştaki kömürleşen tabakanın doğal
bir izolasyon sağlayarak iç ahşabın YANMASINI GECİKTİRDİĞİNİ
BİLİYOR MUYUZ ? "YAKLAŞIK 80 SORU,CEVAP VE ÇÖZÜM ÖNERİSİ İLE
SÜRECEK OLAN BU DİZİ,YAŞAMIN SORGULANMASIDIR.."
14- Belli bir açıklıktan
sonra kendini bile taşıyamayan betonun havlu attığını,koruma
tedbiri alınmazsa çelik çatının,önce aşırı genleşme yüzünden
deforme olarak taşıyıcı özelliğini kaybettiğini 600 DERECEDEN
İTİBAREN çökme riski taşıdığını ve bu yüzden 15 DAKİKA içinde
çökebildiğini,ısıda genleşmesi sıfır olan ahşap çatının ise
yanarak taşıyıcı gücünü kaybedene kadar ORTALAMA BİR SAAT ayakta
kalabildiği ve bu yüzden canımızı kurtarabildiğimizi BİLİYOR
MUYUZ ?
15- Amerika'nın en büyük ve ünlü yapım
firmalarından Skidmore, Ovings&Merrill'in inşa ettiği 120 x 200 m
boyutlarında,17.500 kişilik Ütopya salonunun yapımında yine bu
yüzden, yani YANGINA DAYANIKLI olması için ahşabın çeliğe tercih
edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?
16- 1225 de Ren nehrinde inşa edilen Basel
köprüsünün 1903 yılına kadar 774 yıl hizmet verdiğini,13.ve
14.yüzyılda inşa edilen ; ahşap kolon ve çatıları olan
Kastamonu: Mahmutbey,Beyşehir: Eşrefoğlu ve Afyon Ulu
Camilerinin, özel bir bakıma sahip olmaksızın 600 İLA 700 YILDIR
ayakta olduğunu BİLİYOR MUYUZ?
17- 1500 yaşındaki AYASOFYA'da kemerlerin
arasındaki gergi çubuklarının en eskilerinin AHŞAP olduğunu,
yani dünyanın en ünlü ve eski yapılarından birinin,ASIRLARDIR
AHŞABA GÜVENDİĞİNİ BİLİYOR MUYUZ ?
18- 20.yüzyılın başında "ömrü sonsuzdur" diye
anlatılan betonarmenin fiziki ömrünün,KARBONATLAŞMA VE KOROZYON
sorunu yüzünden ortalama 60 YIL olduğunun artık bilimsel olarak
kabul edildiğini BİLİYOR MUYUZ ? "ÜLKEM İNSANININ SAĞDUYUSUNA
GÜVENİYORUM
19- Ahşap yapılarda
yaşayanların FİZYOLOJİK VE PSİKOLOJİK AÇIDAN kendilerini çok
daha sağlıklı hissettiklerini, betonarme evlerde ikamete mecbur
kaldıklarından rahatsızlandıklarını duymuşsunuzdur. Romatizma,
astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozuklukları üzerinde,
BİZLE BİRLİKTE NEFES ALAN AHŞABIN olumlu etkileri olduğunu, buna
karşılık betonun ; sürekli RADON GAZI yayarak bedenimiz üzerinde
TOKSİK ETKİ yaptığını da BİLİYOR MUYUZ ? 20- RADON ; radyoaktif
bir gazdır. Bu yüzden,akciğer kanserinden ölenlerin % 14 ünün
bina içi radona maruz kalanlar olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
21- Bu yüzden Amerika'da, bodrum katı beton
olan evlerde RADON GAZI TAHLİYE ASPİRATÖRLERİNİN 24 SAAT
ÇALIŞTIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?
22- İstanbul'da 398 ev üzerinde yapılan
ölçümde 260 BEKARELe kadar değerler bulunmuştur.Bunların tümü
beton evlerdir.. Zemini beton olan iki adet ahşap evde ; 10
BEKAREL ölçülmüştür. Zemini de ahşap geleneksel Japon evlerinde
yapılan ölçümlerde ise EN ÇOK 2.9 BEKAREL radon ölçülebildiğini
BİLİYOR MUYUZ ?
23- Tünel kalıp tekniği ile betondan imal
edilen apartmanlarda duvarlarda da mevcut çift kat hasır demirin
arasından mecburen geçen 220 VOLT TAŞIYAN TELLER YÜZÜNDEN
ELEKTRİK ALANI OLUŞTUĞUNU, zihinsel ve fiziksel sağlığımızın bu
yüzden risk aldığını da BİLİYOR MUYUZ ? "SABRINIZ ÖLÇÜSÜNDE
DEVAM EDECEK BU SORULAR !..AMAÇ HİÇ BİR MALZEMENİN FANATİKLİĞİNİ
YAPMAK DEĞİL, SADECE YERLİ YERİNE KOYMAK.."
24- Türkiye yüzölçümünün % 26
sının ORMAN ALANI olduğunu, Avrupa ortalamasının da % 27
olduğunu,bu oranla Türkiye'nin,Avrupa ülkeleri içinde en büyük
orman yüzeyine sahip olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
25- Orman alanlarımızın ÜÇTE BİRİNİN;KIZILÇAM
yani,yapı kerestesi olmaya en uygun türlerden olduğunu BİLİYOR
MUYUZ ?
26- Buna karşılık orman alanlarımızın % 60'ININ BİLİNÇSİZ BAKIM YÜZÜNDEN BOZUK OLDUĞUNU, dünya ortalaması %
5 iken, bizde orman ürünlerimizin % 60'ının yakacak olarak
kullanıldığını BİLİYOR MUYUZ ?
27- Dünyada ahşabı inşaat sektöründe kullanan
ülkelerde ORMANLARIN KÜÇÜLMEDİĞİNİ,tersine ; bilimsel bir
yaklaşım ve bilinçli bir koruma anlayışı ile hızla BÜYÜMEKTE
OLDUĞUNU BİLİYOR MUYUZ ?
28- Amerika'da ormanların her yıl kesilen
miktarının % 23 Ü KADAR BÜYÜMEKTE olduğunu ,yani kesilen her 100
AĞACA KARŞILIK 123 AĞAÇ yetiştiğini BİLİYOR MUYUZ ? (İnternette
araştırma yapabilirsiniz)
29- Son yıllara kadar
TÜM UZAKDOĞU'nun ;
Japonya,Kore, Tayvan ,Çin gibi ülkelerin tomruk ihtiyacını
karşılayan Amerika?da her sene ormanların ,YÜZÖLÇÜMÜ VE AĞAÇ
MİKTARININ ,ORTALAMA % 10 ARTTIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?
30- Bu bilinçli yaklaşım sırasında , HAŞARATA
DAYANIKLI FİZİKİ MUKAVEMETİ YÜKSEK, HIZLI BÜYÜYEN süper
ağaçların geliştirildiğini BİLİYOR MUYUZ ?
31- Yeni dikilen ağaçların, havanın
karbondioksitini yaşlı ağaçlara göre çok daha hızlı filtre
ettiğini, böylece GENÇ ORMANLARIN, şehirlerdeki CO2
yoğunluğundan bizi çok daha çabuk kurtarabileceğini BİLİYOR
MUYUZ ?
32- Bu yüzden,BİLİNÇLİ KESİM
İLE ORMAN YÜZEYİNİ YENİLEMENİN,ekolojik dengenin daha çabuk
kurulmasını sağlayacağını BİLİYOR MUYUZ ?
33- Bu sebeplerden "GREENPEACE" örgütünün tüm
dünyada ahşabın yapıda kullanılmasını desteklediğini BİLİYOR
MUYUZ?
34- Akıllı bir ahşap sanayii ve orman
politikası ile, Amerika'daki hızın yarısı olan % 5 BÜYÜME İLE,14
YILDA orman alanımızı 2 MİSLİ büyütebileceğimizi BİLİYOR MUYUZ?
35- Depremde bizi öldürenin "SADECE BETONUN
AĞIRLIĞI" olduğunu,ahşap evlerde ölüm riskinin sıfıra yakın
olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
36- 20 yıl önce İstanbul'un kültür mirası
olarak korunması projesi içinde İstanbul'a gelen Japon
uzmanların, dünyada depreme karşı en dayanıklı yapının OSMANLI
AHŞAP KARKAS SİSTEMİ olduğunu söylediklerini BİLİYOR MUYUZ ?
37- Kobe depreminden sonra,BİZİM ASIRLARDIR
BİLDİĞİMİZ yöntemlerle sağlamlaştırmayı nihayet akıl ettikleri;
ağır çatılı ve çöp bacaklı Japon sisteminin ve hantal kesitli
Avrupa sistemlerinin değil, bizim ATAMIZDAN KALMA çapraz çatkılı
konstrüksiyona özellikle işaret edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?
38- Ekonomik kesitli ve akıllıca çatılmış
eski ahşap yapılarımızın sağlamlığını elde edebilmek için,o
yıllarda, "bizim teknolojik bilgimize" sahip olamayan
İngiltere'deki eski yapılarda 3 MİSLİ KALINLIKTA ahşap
kullanıldığını BİLİYOR MUYUZ ? EVET SONUNA KADAR GİDECEĞİZ..
YILMAK YOK ! ÇÜNKÜ BUNA HAKKIMIZ YOK..İZLEYENLER LÜTFEN KATKIDA
BULUNSUNLAR. Kİ İZLEMEYENLER KAÇ KİŞİ OLDUĞUMUZU
BİLSİNLER..TEŞEKKÜRLER. Ç.E
39- Kesimlik ormanı olamayan
İngiltere'de "ahşap" ithal edildiğinden, iğer yapı malzemelerine
göre pahalıdır.Buna rağmen BÜYÜK BİR HIZLA İNŞA EDİLDİĞİNDEN,
dolayısı ile çok daha KISA SÜRE KREDİ FAİZİ ÖDENMESİ
GEREKTİĞİNDEN ve çok daha YÜKSEK İZOLASYON DEĞERLERİNE
ULAŞILABİLDİĞİNDEN ahşap evlerin kargire yani taş ve tuğla
evlere tercih edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?
40- AHŞABIN ÇELİĞE GÖRE BAKIM MASRAFLARI ÇOK
DAHA AZ OLDUĞUNDAN ve KİMYASAL ETKİLENMESİ OLMADIĞINDAN
İngiltere'de yüzme havuzlarında ve kimyasal malzeme ambarlarında
da tercih edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?
41- Amerika'daki eski evlerin % 40 ININ MİMAR
VE MÜHENDİS DENETİMİNDE YAPILMADIĞINI VE RİSK TAŞIMADIKLARI İÇİN
DE DEPREM SİGORTASINA SAHİP OLMADIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?
42- SADECE AHŞAP oldukları için, depreme
karşı alınması gereken 32 tedbirin % 30 u eksik olan Kaliforniya
evlerinin buna rağmen, Körfez depremine eş büyüklükteki depremde
SADECE 25 İNSAN KAYBI verdiğini BİLİYOR MUYUZ ?
43- Sıkı bir denetimin ve sigorta
şirketlerinin sorunu çözebileceğini sananların,Türkiye'de
yaklaşık 30 bin mimar ve bir o kadar inşaat mühendisi olduğunu,
bunların tümünün sigorta şirketlerinde maaşlı memur olarak
çalışmaları halinde bile, Ülkenin ihtiyacı olan YILLIK 500 BİN
konut kapasitesini denetlemeye yetemeyeceğini BİLİYOR MUYUZ ?
DAHA BİLMEDİĞİMİZ VE BİLMEK İSTEMEDİĞİMİZ ÇOK ŞEY VAR. BUNLARI
UNUTMAMIZ BAZILARININ İŞİNE GELDİ ÇÜNKÜ..AMA KAYBOLAN BİZİM
CANLARIMIZDI.. Y.Mim.Çelik ERENGEZGİN
44- Eldeki insan kaynağı ile denetleme gücüne
sahip olamayacağımız itiraf edilen betonarmeyi tekrar aynı
hararetle kullanmaya kalkışmanın ve "bu kez sağlam olacak"
sözüne inanmanın ASIL VE EN BÜYÜK CİNAYET olacağını artık
GÖREMİYOR MUYUZ ?
45- Almanya?da tüm yapıların % 23 ünün,
Fransa?da % 17 sinin , Türkiye'de ise % 95 inin BETON OLDUĞUNU
BİLİYOR MUYUZ?
46- Gelişmiş ülkelerin hiç birisinde Türkiye
kadar betonlaşma ile karşılaşmanın mümkün olmadığını ve onların
bize göre DAHA APTAL olmadıklarını DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?
47- Çağın gereklerine uygun teknoloji ve
mimari çözüm ile inşa edilen ahşap konutların "Türkiye?de de"
BETON EVLERDEN DAHA UCUZA çıkabileceğini BİLİYOR MUYUZ ?
48- En basit teknoloji ile bile inşa
edilebilen ahşap konutların bize "OTO KONTROL" olanağı
verdiğini, dolayısı ile GÜVENLİĞİNİN çok kolay
denetlenebileceğini BİLİYOR MUYUZ ?
49- ÜLKEMİZ TOPRAKLARININ % 92 SİNİN DEPREM
RİSKİ TAŞIDIĞINI ve nüfusumuzun % 98 inin yani en az 59 milyon
kişinin bu tehlike ile her an yüzleşebileceğini BİLMİYOR MUYUZ ?
50- Ve bize cevapları
bulduracak bölümün son sorusu: Allah vergisi, doğanın hediyesi aklımızın, en azından
geleceğini koruyabilmek için,gerekli kararı vermekten,YENİ VE
GÜVENLİ ŞEHİRLERİ kurabilmekten aciz olmadığını DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ
?
ÇOK KATLI MI? AZ KATLI MI?
Sonuç bölümüne gelmeden önce, "yeni ve güvenli şehirler" gündeme
geldiğinde akla gelen ilk soruya yanıt aramanın sırası geldi.
K1-Dünya standardına göre ideal yerleşim
yoğunluğunun; 100 DÖNÜME 150 İLE,10 DÖNÜME 150 KİŞİ ARALIĞINDA
olduğunu. BİLİYOR MUYUZ?
K2- Bu oranın; en büyük eşikte,ortalama
olarak; BİR KİŞİYE 666 m2, 3 KİŞİLİK BİR AİLEYE 2 DÖNÜM, 5
KİŞİLİK AİLE İÇİN 3.3 DÖNÜM alan demek olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?
K3-Bu üst eşikte;arazinin yaklaşık yarısının;
yollar, meydanlar ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlar olduğunu
varsaysak bile,5 KİŞİLİK BİR AİLE İÇİN 1650 M2lik bir arsanın
ayrılabileceğini BİLİYOR MUYUZ ?
K4-Batı standardı bahçeli yerleşimde alt eşik
olan 10 dönüme 150 kişi de ise aynı aileye 160 m2 lik bağımsız
bir arsa verilebilmekte. Bu ; da; 50+70=120 m2 iki katlı bir ev
ve 110 m2 bahçe olanağı sunmaktadır. Bu bahçenin, doğrudan
kişilerin kullanımına sunulmuş "aktif yeşil"alan olduğunu ve
böylece toplu olarak ayrılması gereken "pasif yeşil" den
tasarruf edilebileceğini düşünürsek,iki kat sınırını
geçmeksizin,5 KİŞİLİK AİLE BAŞINA 200 M2 yi aşan bağımsız yeşil
alan sağlanabileceğini BİLİYOR MUYUZ ?
K5-Türkiye'nin toplam alanının 800.000 km2
olduğunu, Devletin elinde; tarımsal,dağlık bataklık ve
elverişsiz alanlar dışında 400.000 km2 arazi olduğunu BİLİYOR
MUYUZ? (Devam edecek) EVET..GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ "ÇOK KATLIDAN BAŞKA
ÇARE YOK!" DİYENLERİN DE ARTIK ŞAPKALARINI ÖNLERİNE KOYUP
DÜŞÜNMELERİ GEREKECEK..
K6-Bu hesaba göre;Ülkenin
YÜZDE 5'i olan 40.000 km2 nin yani40 milyon dönümün konuta
tahsis edilmesi halinde,60 MİLYON NÜFUSUN"üst eşikte",BİNDE 5?i
olan 4000 km2 nin yani 4 milyon dönümün tahsisi halinde ise"alt
eşikte" fakat yine de bağımsız yeşil alana sahip olarak BİR VEYA
İKİ KATLI EVLERDE OTURABİLECEĞİNİ BİLİYOR MUYUZ?
K7-Türkiye'yi boydan boya geçen,yani1.500km
boyunda bir çizgi düşünün.Arada on misli fark olmasına rağmen
hayallerimizi zorlayıp üst sınırı örnek olarak alsak bile, bu
çizginin en çok 27km genişliğinde olacağını,tüm nüfusun BAHÇELİ
EV DÜZENİNDE çizginin içine sığabileceğini BİLİYOR MUYUZ?
K8-Bu genişliğin,normal bir karayolları
haritasında sadece 14mm KALINLIĞINDA BİR ŞERİT KADAR
olduğunu,nüfusunun artacağı varsayımı ile 100 milyonluk bir
Türkiye?nin bu haritada en fazla2,5cm yer tutacağını da BİLİYOR
MUYUZ?
K9-19.yüzyılın sonlarında"Amerikan
rüyası"olarak belirlenen üst eşikteki yaşantı,özel bir grup
ilişkisi ve ekonomik paylaşım söz konusu değilse,örneğin klasik
bir köy kurgusu ve tarımsal üretim söz konusu değilse,sosyal
ilişkileri ve hizmet dağılımını zorlamaya başlamaktadır.
Özellikle Ülkemiz gibi 50 yıldır"şehir yoğunluğu bağımlısı"olan
halkın psikolojik tercihlerini de zorlayacaktır.Yeni olanakların
yeni özlemler doğuracağını varsayarak fakat yine de gerçekçi bir
yaklaşımla 10DÖNÜMDE 50KİŞİYİ,hesabımıza ve hayallerimize baz
olarak alsak bile bize12.000km2 nin yeteceği bellidir.Bu
alanın,TÜRKİYE'NİN YÜZDE BİR BUÇUĞU olduğunu BİLİYOR MUYUZ?
K10- "Çok katlı
yapmalıyız,çünkü yer yok!" diyenlerin; BU HESABI BİLMEYENLER
olduğunu,sadece MEVCUT RANTLARIN KORUNMASINA VE YÜKSELMESİNE
hizmet ettiklerini DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?
K11- Çok katlı olmak uğruna kalabalıklaşan
şehir merkezlerinde YARIM SAAT tıkanan trafikte bekleyen bir
aracın,açık bir yolda aynı süre içinde ve aynı benzinle sizi
50km UZAKLIĞA götürebileceğini BİLİYOR MUYUZ?
K12- TOPLU TAŞIMAYA ÖNEM VEREREK ulaşım
sorununu çözdüğümüzde,60 milyon nüfusun;BAHÇELİ,MÜSTAKİL VE EN
ÇOK İKİ KATLI EVLERDE yaşayabilmesinin mümkün olacağını
GÖREMİYOR MUYUZ ?
K13- 200 YILLIK APARTMAN KÜLTÜRÜNE SAHİP
FRANSA'DA 1963 YILINDA yapılan bir halk oylamasında halkın
%68'inin tek katlı evde oturmak istediğinin anlaşıldığını ve o
tarihten beri iskan politikasının EN ÇOK İKİ KATLI KONUTLAR
yönünde değiştirildiğini BİLİYOR MUYUZ?
K14- Devlet Planlama Teşkilatı tarafından
1992 yılında Marmara Üniversitesine yaptırılan ankette 60.000
DENEK ile yapılan görüşme sonucunda Türk halkının %96 SININ TEK
VEYA İKİ KATLI EVDE oturmak istediğinin anlaşıldığını BİLİYOR
MUYUZ? K15-Tüm yönlendirme sorularının DPT tarafından titizlikle
ayıklandığı bu ANKETİN KESİN SONUÇLARINA RAĞMEN iskan
politikamızda az katlı konutlara doğru hiç bir değişimin
görülmemesini DÜŞÜNDÜRÜCÜ BULMUYOR MUYUZ? Pazartesi günü sonuç
kısmına geliyoruz.Sonra başka açılımlarla konuyu devam ettirmeyi
düşünüyorum.Bu forum sayfasına iki kışı dışında katılım
olmamasını da çok düşündürücü buluyorum.
Bu,biz miyiz ?..
S1- Ahşabın kendi AĞIRLIĞI AZ
olduğundan,temele ulaşan yükler de azdır.Temel daima
ekonomiktir..Çürük zeminlerde hatırlanmalıdır..
S2- Tahta,FARKLI İKLİM KOŞULLARINA
dayanır.İşlem görmüş tahtalar TEMELLERDE dahi
kullanılabilir.Özel boyalarla YANGIN DİRENCİ arttırılabilir."Emprenye"
edilerek,yani kimyasal sıvılarla işleme sokularak ÇÜRÜME VE
BÖCEK TAHRİBATI tamamen önlenebilir.
S3- Montaj ;İNSAN GÜCÜ İLE yapılabilir ve
HAVA KOŞULLARINDAN ETKİLENMEZ..Aşırı sıcak ve soğuk,yağmur ve
kar; ahşap hariç tüm yapı uygulamalarını engeller.
S4- MONTAJDAN HEMEN SONRA TAM YÜKLEME
YAPILABİLİR.Böylece sağlamlığı denetlenebilir..İş bittiğinde
yükünü almış yapı ayakta ise hep ayakta kalacaktır.Sonradan
ortaya çıkan; kaynak hatası,eksik demir konulması,kalıbın erken
alınması gibi hayati sonuçları olan benzer yüzlerce İMALAT
KUSURUNU TAŞIMA RİSKİ SIFIRA YAKINDIR.
S5- Yapı söküldüğünde, çok az zayiatla
YENİDEN KURULABİLİR. Onarım ve PLAN DEĞİŞİKLİĞİ çok kolaydır..
Bireysel müdahale olanağı verir..
S6- Ahşap kendi ÇEVRESİ İLE KİMYASAL
DENGEDEDİR!.. Etkilenmez ve etkilemez..
S7- AHŞAP ENERJİ DOSTUDUR.İmal edilirken ve
inşa edilirken diğer yapı malzemelerine göre çok daha az enerji
kullanılır.Ahşap evi ısıtmak için de çok daha az enerji
harcanır. (Devam edecek..Zihninizde sorular ya da itirazlar mı
uçuşuyor? İzninizle biz de duyalım. Darılmaca yok. Bu bir bilgi
platformu. Birbirimize gol atmak zorunda değiliz..)
S8- Betonun karışım suyundan ;sonraki
sulamasına, çakılın büyüklüğünden; kalitesine, demirin
kalınlığından; işleniş biçimine kadar yüzlerce faktörün
bulunduğunu ve bu yüzden eldeki olanaklarla denetiminin
olanaksız olduğunu ARTIK KABUL EDELİM..
S9- Çöken; çimento sanayiinin pompaladığı
SİSTEMDİR. Daha çok benzin satılması için desteklenen otomotiv
sektörünün, ve ardından,deniz ve demir yolu aleyhine
geliştirilmek zorunda kalan oto yolların da katkısı ile Türkiye?nin
başına betondan bir çorap örüldü.. ÇÖKEN VE 40 BİN KİŞİNİN
ÖLÜMÜNE SEBEP OLAN BU SİSTEMDİR.
S10- Biz hala betonarme yapıların daha sağlam
nasıl yapılacağını tartışıyoruz. Gelin bu kısır döngüden
vazgeçelim. Ve AHŞABI TEKRAR SAYGIN YERİNE KAVUŞTURALIM.
Amerika?nın, Kanada'nın, Avustralya'nın, İngiltere'nin,
Fransa'nın Almanya'nın Finlandiya'nın ve aklı başında tüm
ülkelerin yaptığı gibi..
S11- Amaç ahşap fanatikliği yapmak
değildir.Ahşap; Dünya örneklerinde görüldüğü
gibi,çelik,beton,taş ve kerpiçle mükemmel bir uyum içinde
kullanılabilir. Gerektiği yerde ve gerektiği biçimde.. VAZ
GEÇMEMİZ GEREKEN BETON FANATİKLİĞİDİR !..
S12- Şehirler ortalama 20 yılda rant ve
fonksiyon farklılaşması ile kabuk değiştirir. Biz bu günden
itibaren akıllıca davranmaya başlarsak ve Tanrı bize bu kadar
yıl avans verirse, TÜM DEPREM RİSKİNDEN her gün biraz daha ve 20
yıl içinde TAMAMEN KURTULURUZ.. ( Yoksa kurtulmak istemiyor
muyuz ?... ) ( devam edecek..)
30 Temmuz 2000 tarihli
Hürriyet Gazetesinde Sayın Yalçın Bayer'in "Yeter Söz Milletin"
köşesinde Sayın İrfan Sarp'ın şöyle bir yazısı var:
CALİFORNİA'daki EVLERİN % 99'U ahşap karkas YAPI SİSTEMİYLE
YAPILIYOR; ya bizde...BİLİME KILIÇ ÇEKEN KAFA! 'Faciaya davet'
(23.07.2000) başlıklı yazınızda temas ettiğiniz deprem evleri
konusunda çok önemli olduğunu düşündaüğüm bir noktayı
dikkatinize sunmak istiyorum. Ben ve eşim ailece Adapazırlı
tÜM AKSAKLIKLARA KARŞIN BU YAZIYI SONUNA DEK
BURAYA YAZACAĞIM) Ben ve eşim Adapazarı'lı olduğumuzdan depremin
acısını en yakından hisseden ve bilen kişileriz. 17 Ağustos
depreminin sarsıntısıyla toplum
(olarak aklımızın başımıza
geleceğini ümit ediyorduk, ama durum öyle gösteriyor ki, bunun
için herhalde daha birkaç şiddetli deprem geçirmemiz gerekecek.
Ben, yazınızda yer verdiğiniz konuları bir tarafa bırakarak;
asıl can alıcı nokta olan 'deprem bölgesinde yaşayanların evleri
hangi yöntemle inşa edilmelidir?' sorusuna değinmek istiyorum.
17 Ağustos depreminden sonra ilkokul çocuklarının bile öğrendiği
'deprem insanı öldürmez, depreme uygun olmayan yapılar öldürür'
gerçeğine inanıyorsak bu sorunun cevabı şöyle olması gerekir:
'Deprem bölgesinde yaşayanların oturacakları evler ahşap karkas
yapı sistemiyle inşa edilmelidir.' Bugün dünyanın bilim ve
teknolojide tartışmasız en gelişmiş ülkesi ABD'nin deprem
bölgesi olan California eyaletindeki evlerin % 99'u -evet
inanılmaz gibi görünen bir rakam- ahşap karkas yapı sistemiyle
inşa edilmiştir. 12.07.2000 tarihli Associated Press bülteninde
çıkan ve ekte size gönderdiğim yazıda bu rakam doğrulanmıştır.
17 Ağustos depreminde ülkemizde 20 binden fazla yurttaşımız
hayatını kaybederken, bu depremden hemen sonra California'da
meydana gelen yaklaşık aynı şiddetteki depremde hiçbir can kaybı
olmamasının sebebi, evlerin ahşap karkas yapı sistemiyle inşa
edilmiş olmasıdır. Ne güzel bir rastlantı ki, (sürecek)
S13-Toplumda bu bilincin
yerleşmesi amacı ile çalışmaya başladığımızda,Üniversitelerin
;GEREKLİ DERSLERİ, Belediyelerin;GEREKLİ YÖNETMELİK MADDELERİNİ
koyduğunu ve bu işi bilenlerin çoğaldığını göreceğiz.İnanın hiç
de zor değil.İnsan hayatını kurtarmak için mutlaka değecektir.
S14- Gelin aklın yolunda birleşelim!.AHŞABI
YENİDEN TANIMAYA VE TARTIŞMAYA BAŞLAYALIM!. VE ULUSAL AHŞAP
BİRLİĞİ
A1-Ahşabın dünyada ve ülkemizin kültür
geçmişindeki örneklerini belgelemek,ekonomik önemini,giderek"ahşabın
hayatımızdaki yerini"belirlemek gerekmektedir.Bu konuda detaylı
ve güvenilir bilgilere ulaşabilmek ve hayata geçirebilmek
için"ULUSAL AHŞAP BİRLİĞİ"kurulmuş ve hizmet vermeye
başlamıştır.
A2-Bu"Birlik",Ülkemizde ahşabın yok
sayılmasını engelleyecek,Batılıların özel bir sempatiden değil,
mantıklı nedenlerden ötürü ahşabı çok yoğun
kullandıklarını,"bilimsel kimliği"ile topluma anlatacak ve
üyelerinin imalatı ile de örnekleyecektir.
A3-Ahşap,fiziksel özelliklerini tarih
sürecinde kanıtlamış bir yapı malzemesidir.Günümüz
teknolojisinin ürettiği koruyucu maddeler ve yöntemlerle daha da
üstün özellikler kazanmıştır.Bu birlik,eski bilgilerimizin
tazelenmesi ve çağdaş teknoloji ile birleştirilmesini
sağlayacaktır.
A4-Her türlü ticari işletmeden,spor ve konser
salonlarına, okullardan itfaiye binalarına kadar bir çok işlevin
ahşap yapı çözümü üretilmiştir ve üretilecektir."ULUSAL AHŞAP
BİRLİĞİ",bu konulardaki tüm tekniksorunların;çözüm, araştırma ve
denetleme merkezi olacaktır.
Sevgili İnşaat Mühendisi Kardeşlerimize !..
Ahşap hakkında, fanatizmin
yeri olmadığını sık sık vurgulamama rağmen genellikle "mimari
duygusallıkla" suçlanmamı anlayışla karşılıyorum. Bu suçlama
bazen "siz mimarlar ne anlarsınız" seviyesine de düşmekte. İşte
o zaman bizi de üzmekte.. 35 yıldır, mimari alanda fikir toplama
ve üretme uğraşı içinde olan bir kardeşiniz olarak bir küçük
açıklama yaparak, maalesef bir çok mühendis kardeşimizin bilgisi
dahilinde olmayan bir kaç kitap ismi vereceğim. Bunları nereden
mi biliyorum ?. Rahmetli babam cumhuriyetin ilk inşaat
mühendislerindendi, ağabeyim de 43 yıllık betonarmeci inşaat
mühendisi..O yüzden, desteksiz attığımı lütfen düşünmeyiniz..Son
30 yıldır Üniversitelerimizde seçmeli hale getirilen ya da
kaldırılan, "ahşap dersleri" yüzünden, gençlerin ahşaba karşı
peşin bir savaş ilan etmelerini de anlayışla karşılıyorum..
Fakat bilinmeyenle savaş daima tehlikelidir.. Ahşabın statik
hesabı ile ilgili kitaplar listesi: En kapsamlı Türkçe kitabın
ilk baskısı 1948 son baskısı 1967 Bu tarihler toplumun ilgisini
yansıtıyor.. Rahmetli Ord.Prof Abdullah Türkmen hocamızın. AHŞAP
YAPILAR ( İki ayrı cilt ya da tek cilt.İTÜ kütüphanesinde
bulunabilir.Maalesef satılmıyor..) İkinci kitap : AHŞAP YAPI
DERSLERİ : Prof Niyazi Duman ve Doç.Sadettin Ökten'in..(1981 ve
88 Yapı Endüstri Merkezi baskısı. Oradan temin edilebilir. Kaldı
ise..) (devamı alt başlıkta..) Ç.E
KİTAP LİSTESİNİN
DEVAMI..
Üçüncü kitap : YAPI-"AHŞAP
İNŞAAT CİLT2" : Orhan Günsoy hocamızın.. Mimari ile karışık
,ahşabın hesaplarını da içeriyor..(1967 Arı Kitabevi
baskısı.Yeni baskısından haberim yok.) Dördüncü kitap : AHŞAP VE
ÇELİK YAPI ELEMANLARI : Prof. Yalman Odabaşı'nın. Adından
anlaşılacağı gibi ahşabın, ayıp olmasın diye dahil olduğu bir
çalışma. ( 1997 Beta Basım Yayın baskısı.Bulunma şansı daha
yüksek..Belki de kitapçılarda bulunabilecek tek kitap !..) İşte
hepsi bu kadar..Başka bilen varsa lütfen bana ulaştırın. Bütün
literatürümüzde sadece dört kitabın bulunması, "tüm ihmalleri"
ve "acemice çıkışları" açıklamakta fakat derdimize deva
olmamakta. Yabancı kaynaklar tabii ki çok zengin.. Fakat, bize
atadan dededen kalan ve yabancıların iyice sahiplendiği, bize de
unutturulan mirası bilimsel olarak ayağa kaldırmaya bu kadar
bilgi yetmiyor..Gençler haklı fakat bizler haklı değiliz.
Suçluluk kompleksinden kurtulmak için sürdürdüğüm "ahşap"
güncelinde neden bu kadar israrcı olduğum sanırım
anlaşılmıştır.. Bize bu bilgileri aktaranlara teşekkür ediyorum.
Fakat esas teşekkürün bunları bilmek isteyenlere ileterek
gerçekleşeceğini düşünüyorum ve kaldığımız yerden devam
ediyorum.. Saygı ve sevgi ile Ç.E
A5- Biliyoruz ki hiçbir
ticari ya da mesleki amaç, insan hayatından daha değerli olamaz.
Fakat, ahşabın yeniden keşfi, depremdeki can kayıplarını
önlemekle kalmayacak, beraberinde; doğal dengelerin korunması,
yeni estetik değerlerin ve sağlıklı yaşam koşullarının
kazanılması gibi önemli yararlar sağlayacaktır.
A6- Birlik çalışmasından yeni haberi olanlara
buradan bir çağrı yapmak istiyoruz. ; gönlünüzdeki sevgiyi,
dağarcığınızdaki bilgiyi ve edindiğiniz deneyimi bu güce
katabilirsiniz.. ULUSAL AHŞAP BİRLİĞİ TEL : 0 212- 244 15 10
FAKS : 0 212- 292 38 67 e-mail : ahsap@ahsap.com www. ahsap.org
BİR KISA SOHBET.. Hepiniz bilirsiniz; mikroplar faydalı ve
zararlı olmak üzere ikiye ayrılır. Mimarlık; muhtemelen faydalı
mikroplar sınıfına giriyor. 35 sene önce bu mikrobunu kendi
isteğimle Güzel Sanatlar Akademisinden ( "O" şimdi M.S.Ü.)
aldığımı itiraf ediyorum !.. Mezun olduktan sonra, maişet
motoruna yakıt temin etme telaşı ile 20 yıl kadar, "ahşap
atölyesi" çalıştırma gayretinde bulundum. 19 yıldır, Seramik
Sanatçısı eşim ve üç çocuğumla, Bursa?nın Ürünlü Köyünde,
kısıtlı malzemelerle yaptığımız "ahşap" bir evde yaşıyorum. Son
beş yıldır ; sadece proje yaparak geçinmek gibi bir takıntım
var.. Bu arada her meslek sahibinin; geçim kaygısından da
öncelikli, "toplumsal görevi" olduğuna inandığım; bilimsel
araştırmalar, makaleler ve konferanslar ile yaşantıma anlam
katmaya, hayatımızı yaşanmaya değer kılmaya çalışıyorum.. (
DEVAM EDECEK )
Deprem,ülkeyi kökünden
sarsarken bundan hepimiz nasibimizi aldık. Herkesin mesleki
bilgileri ve vicdani sorumlulukları açısından "bir şeyler
yapmalıyız artık!" dediği şu günlerde,fay hattının nereden
geçtiğini değil üstünde alınması gereken tedbirleri nihayet
konuşmaya başladık. NELER YAPTIK ? "Depreme Karşı Ahşabın Gücü"
nü anlatan konferans dizisinden dördüncü etkinliği 15 Ocakta
Bursa,T.K.M. de gerçekleştirdik. Sevindirici yanı salon yine
dolu idi. Alıştığımız yanı da ;ilkini Mimarlar Odasının
tertiplemesine rağmen "Mimarlar yine % 10 u geçmiyordu"..
İkincisi; Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümünde,
Üçüncüsü; İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Oditoryumunda
yapıldığından, oradaki öğrenci ve mimar ve oranlarından
bahsetmiyorum. Tabii ki çoğunluktaydılar.. 9 Aralık'ta,
İstanbul'daki söyleşinin ardından yapılan panelde, çağrıma
özveri ile katılıp bizi aydınlatan beş uzman dostumuzla ahşabı
"enine boyuna" inceledik.Yapı Endüstri Merkezinin organize
ettiği toplantıda: Mimar Turgut Cansever; engin deneyimi ve bu
konunun duayeni vasfı ile, Prof. Saadettin Ökten; Ahşap konusunda
Ülkemizde yazılmış üç-dört statik kitabından birinin
müelliflerinden olmakla, inşaat mühendisliği yönünden, Prof
Yener Göker; Odun mekaniği Ana Bilim Dalı Başkanı olarak,ahşabın
bilmediğimiz yönlerini irdeleyerek, Emine Erdoğmuş; Ahşabın
koruyucularını üreten Senkron firmasının Genel Müdürü ve
Kimyager vasfı ile bu konunun önde gelen mücahitlerinden biri
olarak, (devam edecek)
Prof.Cengiz Eruzun da hem ev
sahibi,hem de gerçek bilgi sahiplerinden biri olarak katkıda
bulundular.Bu zenginlik, toplantıyı dört buçuk saate taşıdı.
Yapı Endüstri Merkezinden ;söyleşinin ve panelin sonuçlarının
genişleterek bir kitap haline getirilmesi talebi geldi.Türkiye?nin
dört bir yanından ilgi ve bilgi akıyor..
3 Mayısta Bursa Almira Otelde,Türk Evi
Firması tarafından, 8 Mayısta İstanbul Grand Haliç Otelde ve 11
Mayısta; Anadolu yakasındaki MODOKO Mobilyacılar Sitesi İdare
Binası Salonunda; ERA Tasarım+Uygulama+Mimarlık şirketinin
organizasyonunda iki konferans düzenlendi.Yine "Depreme Karşı
Ahşabın Gücü !"ana başlık. Bu konferanslar teknik
düzeyde,uzmanlara yönelik fakat salonların kapasitesi oranında
halka da açık düşünüldü..Böylece yedincisi organize edilen bu
söyleşilerin ardından bana daima şu soru
yöneltiliyor:"Toplumumuzun çoğunluğu bu gerçeklerin ne zaman
farkına varacak?"Ne zaman ki elli yedinci konferans için davet
alırız,işte artık o bilinç düzeyine çoktan varmışız demektir.
BİR DATAVİZYON CİHAZI VE BİR BİLGİSAYAR TEMİN
EDİLEN HER YERDE BU KONFERANSI TEKRARLAMAYA HAZIRIM. BİLMİŞ
OLASINIZ !
Siz bu sabrı gösterirken yalnız mı
kalacaksınız ? Hayır!.. "Ulusal Ahşap Birliği"nin kuruluş
amaçlarından biri de bu;"Ahşap kullanan üretici ve tüketiciyi
hiç yalnız bırakmamak".Tüm üretenler ve depremin zararlarını
birinci dereceden görenler,güç birliği arayışı içindeler..Ahşap
Birliği kuruluşu bu arayışın en akılcı ürünlerinden biri olacak.
(devam edecek)
Ormanı koruyalım.
-Sayın Çelikerengezgin.
Öncelikle ahşaba karşı olmadığımı hatta ahşap yapının beton
yapılara karşı daha sağlıklı olduğunu bildiğimi belirteyim.
Hatta kuzey ülkelerinin filmlerinde gördüğüm ahşaptan yapılmış o
dağ evleri çok hoşuma gider ve bunlardan bir tane sahip olmayı
hep içimden geçirmişimdir. Ancak işin birde ekolojik yönünü
düşünmeden edemiyorum. Yani ormanları çok kullanırsak
ormanlarımız artacak öylemi?. İngilterenin ormanlık olmadığını
belirtiyorsunuz. Doğrudur. Ancak, Metalurjik kok konusun- da 86
lılarda yaptığım bir araştırmada 17. yüzyılda İngiltere
ormanlarının kok yapım amacı ile hemen hemen bitirildiğini
okumuştum. Tabii demir çelik üretimi o zaman maden kömürü koku
ile değil, odun kömürü koku ile yapılmakta idi.
Sayın Çelikerengezgin, konunun uzmanı
olmamakla birlikte konunuza ilgi duyup takip etmekteyim. Kafamı
kurcalayan, hatta endişelenmeme neden olan bir iki konuda beni
aydınlatmanızı talep ediyorum. Bilindiği gibi Kanada geniş
topraklara ve uçsuz bucaksız ormanlara sahip, nüfusu az olan bir
ülke. Bu ülkede ormanın makul kullanımı mevcudu azaltmaz. Hatta
hiç dikim dahi olmasa bile orman kendini tamamlayabilir. Ancak
bizim ülkemiz farklı. Karadeniz ve marmara ormanlarını çıkar,
geriye birşey kalmaz. Kalanlar çalı çırpı.
Karadenizde otoyolu bir iki sene kullanma.
Ağaçlar oto yolda biter. Üstelik çok sık olduğundan nem oranı
yüksek. Kolay ateş almaz. Diğer bölgelerimiz o kadar şanslı
değil. Kullandığımız ağacı şimdi diksek yirmi otuz yıl
sonra yerine anca koruz. Buda
ortalama bir nesil demektir. Üstelik tüketim çılgınlığı artarsa
yerine koyamama gibi bir durumla karşılaşabiliriz diye
düşünüyorum. Kullanılan bir malın doğada azalmadığını, hatta
arttığını söylüyorsunuz. Kısmen doğru. Buğday tüketimi doğada
buğdayı tüketmiyor. Aksine kar amacı ile bir yıl sonra daha
fazla üretiliyor. Ama söz konusu ağaç. Yirmi yıl, otuz yıl,
hatta elli yılda yetişiyor. Bizim ülkemiz de değil elliyıl,
beşyıl sonrası zor düşünülüyor. (Öyle olmasaydı şu anda enerji
açığı olurmuydu?.
Zamanında balina yağı, fildişi çok
kullanılmış. Ama bu hayvanların sayısı gittikce azalmış.
Eskişehirden Ankaraya yolculuk yapmışsınızdır. Saatlerce
gidersin bir ağaça raslayamasın. Oysa Anadoluda, Eğe bölgesinde
18. yüzyıla kadar kaplanlar yaşıyordu. Burada yaşayan Hitit
krallarının aslan avını resmeden tabletler müzelerimizde
sergileniyor. Demek istediğim iki üç bin yıl önceki Anadoluyu
düşünüyorum. Birde 60-70 yıl sonraki Anadoluyu. İnşallah
yanılıyorumdur. İnsanların depremden ölmeleride tabiiki korkunç
birşey.
Ancak betonerme yapıyı deprem yönetmeliğine
göre yaparsan illa ilk depremde yıkılacak, ahşap ayakta kalacak
diye birşey yok. Daha Gölcüğü yeni gezdim. Sağlam yapılar
ayakta. Kocaelide o tepenin üzerine kurulmuş sitedeki çok katlı
(Sanırım 10 katın üzerinde)binalarda ayakta. Mühendis ve
mütehaitlerimiz yeterki oyunu kuralına göre oynasın Tabii onları
denetliyecek bürokratlarda bu işe dahil. Saygılarımla.
muallimnaci
AHŞABA İLİŞKİN BİR AÇIKLAMA..
Sayın "muallimnaci"!.Değindiğiniz
iki önemli noktadan, "sağlam yapılar ayakta" cümlesi aslında
sorunuzun cevabını da içeriyor. Evet, sağlam yapılabilirse
ayakta kalır,ama yapılabilirse!.. Şöyle bir durum düşünün ; bir
otomobil fabrikası kalite kontrolu beceremiyor ve çıkan
arabaların önemli bir kısmında hayati tehlike doğuracak hatalar
var. 100 aracın 70 i ölümcül kazalara neden oluyor. Ne
yaparsınız ?. Sanırım fabrikanın üretimi durdurmasını talep
edersiniz..Kalan sağlar bizimdir düşüncesi geçerli olamaz.. İşte
ben de demek istiyorum ki eldeki sayısal ve niteliksel birikim
ile yılda 400-500 bin konut açığı olan ülkemizde betonarme
yapıların kalite kontrolunu becermemize maddeten olanak yok..
Evet bazı yapılar daha iyi yapılabilir.
Büyük bir depremde önemli bir kısmı ayakta da
kalabilir. Ya kalamayanlar ?.İnsan hayatı bu kumarı oynamaya
uygun mudur ?..Otomotiv sektöründe 10 araçta bile sorun
çıktığında tüm araçlar piyasadan çekiliyor.Çünkü beklenen
"sıfır" hatadır. Çünkü ölecek olan insandır. Konut sektörü
farklı mıdır sizce. Oradaki ölümcül hataları kim görmezden
gelebilir? Gelince ne olduğunu gördük... Tekrarlamakta fayda
var. Amerika'da insanlar romantik duygularla değil can korkusu
ile ahşabı tercih ediyor. O yüzden tüm konutların %90'ı ahşap..
Teknik desteğin,ve harcama limitlerinin çok yüksek olduğu
gökdelenlerin ise %95'i çelik.Betonarme değil..Onlar
betonarmenin sağlam olmasını sağlayan yüzlerce faktörün
denetlenmesinin çok zor olduğunu görmüşlerdir. devamı var
Pazartesi, 07.08.2000
AÇIKLAMAYA DEVAM..
Bilinçsiz bir "tüketim"
çılgınlığının bitiremeyeceği hiç bir kaynak
yoktur..Demir,çimento ve plastik elde etmek için harcanan
enerjiler de kaynaklarımızı tüketiyor, ve "nükleer" dayatmaları
ile yüz yüze geliyoruz..Ne zaman ki tüketim ihtiyacı,akıllı bir
üretim ihtiyacını da beraberinde getiri, işte o zaman korkacak
bir şey yok diyorum. Kanada çok uç bir örnek. Orman çok,insan az
demek mümkün. Finlandiya'da son 20 yıl içinde ağaç tüketimi
olağan dışı bir artış göstermesine rağmen orman alanlarının 2-3
misli büyüdüğünü mutlulukla fark etmişler. Nedeni çok basit.Bir
ağaç kesiliyor. On fidan dikiliyor..4-5 senede ticari değer
kazanan ağaçlar yetiştiriliyor artık. Tübitak'ta bu işle uğraşan
bir grup açıklanmayan bir nedenle görevden alındı. Neden
dersiniz?..15-20 yıllık ağaçlarda bile,bu dönüşüm periyodunu
bilimsel olarak ayarladığınız zaman ve ormanı kendi haline
terketmeyip akıllıca koruduğunuz zaman büyümemesi mümkün değil..
NERELERDEYİZ ?.. Mimarlar
Odasında, "ezeli görevlerimizden !" sandığımız "yönetmelik
revizyonu" üzerinde çalışırken, ahşap ve çeliğin depreme
dayanıklı özelliklerinden bahsedip, neden yönetmeliğin bu yapı
sistemlerini yok saydığını sormuştum. Bir meslektaşımdan; "Ama
biz burada betonarme yapıları tartışıyoruz !" cevabını aldım..
Ülkemizin tüm inşai gerçeğini bir çırpıda yansıtan bu cevap
neler anlatmıyordu ki?.. : a- Başında koskoca "İmar" Yönetmeliği
yazmasına rağmen, imar etmenin "beton dökmek" olduğunu
bilmediğimi !, b- Okullarımızda, betonarme dışındaki inşa
sistemlerinin fena halde ıskalandığını, c- Meslektaşlarımızın,
başlarını betondan çıkarıp çevrelerindeki diğer inşa
sistemlerini öğrenme ve uygulama zahmetine pek
katlanmadıklarını, d- Bugünlerde İngiltere Cardington?da inşa
edilen 6 katlı ahşap toplu konutların ve Paris?te, 2000 yılında
açılışı planlanan, doğaya saygı abidesi olarak inşa edilmekte
olan 155 m boyunda, 500 tonluk düşey ve 2000 tonluk rüzgar
kuvvetine göğüs gerecek olan "ahşap yeryüzü kulesi"nin bazı
mimarlara hiçbir şey ifade etmediğini, e- Yüzyılın başında
hizmet ömrünün "sonsuz !" olduğuna inandırılan betonarmenin,
karbonatlaşma sorunu yüzünden başının belada olduğunu,
İngiltere?nin betonarme köprü ve yolların tamiratı için yılda
550 milyon Sterlin harcadığını hiç duymadığımızı, f- Çimento ve
inşaat demirine bağımlı bir sanayinin bireylere taktığı at
gözlüklerinin ne kadar etkili olduğunu,
|
|
Radon gazı öldürüyor
ABD'de ve Kanada'da her yıl
10-15 bin kişi radonun yol açtığı akciğer
kanserinden ölüyor. Risk altındaki ülkemizde de
durum saptaması yapılmalı
30/11/2003
ŞÜKRÜ ERSOY (E-mektup
|
Arşivi)
İnsan sağlığını tehdit eden çevre
tehlikelerinin çoğu insan kaynaklı olmakla birlikte
bazıları doğal kaynaklı. Bunlardan en tehlikeli
olanı kapalı alanlarda hava kirlenmesine yol açan
radon gazı. Radon gazının ortaya çıkışı ölümlere
uzun vadede neden olabiliyor. Bu tehlike, kansere
neden olabilen diğer hava kirleticileri (benzen
gibi) ile pestisidlerin neden olduğu çevre
felaketleri kadar tehlikeli. İnsan vücudu çok az
miktarda radyasyona dayanıklı olmakla birlikte bu
doz artığında tehlike baş gösterir. Radonun yaydığı
radyasyon insan vücuduna sindirim ya da solunum
yoluyla girer. Akciğerin en küçük dokularına kadar
nüfuz eden radyoaktif partiküller ciğerin dokularına
zarar verir. Uranyum madencilerinin üzerinde yapılan
bilimsel çalışmalar solunan radonun akciğer kanseri
riskini artırdığı gözlendi. Radyasyonun en büyük
etkisi yaşayan organizmanın genetik maddesi olan DNA
üzerinde olur. DNA'daki bu değişimler mutasyon
olarak adlandırılır. Eğer hücrelerde mutasyon
olursa, değişiklikler gelecek nesillere de
geçebiliyor. Örneğin, Hiroşima ve Nagazaki atom
bombalarının radyasyon etkisi, etkilenmiş bireyler
ve onların çocukları üzerinde halen devam ediyor.
Bizleri tehdit eden radyasyonun yüzde 82'lik
çoğunluğu doğal kaynaklardan (kozmik, kaya ve
topraklardan vs), az bir kısmı da (yüzde 11'i)
insani kaynaklardan (tıbbi işlemler, nükleer tıp vs)
ortaya çıkıyor. Bu doğal kaynakların yüzde 11'lik
kısmı da zaten insan vücudunda bulunuyor. Radonun
Amerika ve Kanada'da her yıl 10-15 bin kişinin
akciğer kanserine yakalanmasına neden olduğu tahmin
ediliyor. Bu araştırma Amerika'da her 25 bin kişiden
birinin radondan öldüğünü gösteriyor. Bu oran
sigarada her 1800 kişide bir kişi, nükleer
endüstride 2.6 milyon kişide bir kişidir. Bu nedenle
sağlığı tehdit eden radyasyon riskinde radon gazı
yüzde 55'le en başı çekiyor.
Son yıllarda artan akciğer kanseri vakalarına neden
olarak, tüm ilgiyi doğal radyasyon kaynağı olan
uranyum-238'in radyoaktif bozunma ürünü radon
çekiyor. Radonun yarılanma ömrü 3.8 gün (91 saat 48
dakikadır). Yani kısa ömürlü bir radyoaktif gazdır.
Renksiz, kokusuz ve tatsız olması nedeniyle kolayca
tanınamaz. Bozunma sırasında alfa taneciği
yayınlayarak canlı dokuları iyonize eden radon
yaşayan organizmaların moleküler yapılarına zarar
verir.
Radon dışarıdaki havaya karıştığında zararsızdır.
Bina, tünel ve maden ocağı gibi kapalı alanlarda
yoğunlaşabilir. Binalarda radon gazının yoğunlaşması
birkaç yolla olabilir.
1- Radon suda çözünebildiğinden kuyu sularına
karışabilir ya da musluk sularından yayılabilir. 2-
Binaların temelindeki kayaçlardan sızabilir ve
özellikle iyi havalandırılmayan bodrum boşluklarında
yoğunlaşabilir. 3- Granit, jips, Portland çimentosu,
volkanik cüruftan yapılmış bazı inşaat malzemeleri
ile fosfat gübreleri gibi maddelerden yayılabilir.
Fakat en önemlisi temel toprağından sızan radondur.
Sızma basınç değişimlerine tepki olarak ortaya
çıkar. Bina içindeki alçak basınç radonun temel
toprağına çıkmasına neden olurken yüksek basınç ise
radonun toprak içinde kalmasını sağlar. Basınç
değişimlerini sağlayan koşullar bina üzerinde etkili
olan rüzgarlarla olur ve alçak basınç sistemlerinin
geçişi gibi meteorolojik faktörler buna etki eder.
Sonuç olarak, radon yoğunlaşmaları göreceli olarak
kısa vadeli periyodlarla ciddi değişmeler
gösterebilir. Yapılan araştırmalara göre Amerika'da
yeni tip modern binalar, geleneksel eski tip
yapılara kıyasla bu açıdan daha çok risk taşıyor (O
bölgenin yapı tiplerini bilmediğimden bu durum
ülkemiz için nasıldır doğrusu bilmiyorum). Radonun
ana kaynağı olan kayaçlar, granitler, fosfatça
zengin kayaçlar, siyah şeyiler, uranyum madeni
artıkları, uranyumlu kayaçlardan türemiş buzul
çökelleridir.
Zararlı radon birikmelerine karşı temel boşlukları,
kapalı alanlar iyice havalandırılmalı. Binaları
sızdırmaz kılmak için etkili yöntemler
geliştirilmeli. Eğer binalara giren su yeraltı
suyundan elde ediliyorsa su borularla binalara
taşınmadan önce dinlendirmek için bekletme havuzları
inşa edilmeli.
Radon artışı depremin habercisi
Şimdi bu konuyu ülkemiz için değerlendirelim.
Radonun kaynağı olan kayaçlar ülkemizde yaygın ve
bol biçimde bulunuyor. Örnek verecek olursak Uludağ,
Marmara Adası, Batı Anadolu'nun büyük bir bölümü,
İstanbul çevresindeki Çavuşbaşı bölgesi granitler
üzerindedir. İstersek bu örneklere yüzlercesini
ekleyebiliriz. Üstelik yüzde 92'si deprem bölgesi
olan ülkemizde aktif fayların hareketlerine bağlı
olarak bu kuşaklarda zaman zaman radon gazının
artığı yazılı ve sözlü basında sıkça yer alıyor.
Bildiğiniz gibi anormal radon gazı depremin ön
habercileri arasında olup gelecek depremleri de
işaret edebiliyor. Yerleşim alanlarımızın büyük bir
bölümü bu kuşaklar üzerinde bulunduğuna göre burada
yaşayan vatandaşlarımızın deprem tehlikesi yanında
bu tür radyasyon kaynaklı ölümcül kanser riskiyle de
karşı karşıya olduğu ortada. Ülkemizde kanser
hastalarının yüzde kaçının radon sonucu hastalandığı
konusunda bilgi bulunmuyor. Bu konuda tıpçıların,
fizikçilerin ve yerbilimcilerin (hatta sosyal
bilimcilerin) belli bölgelerde araştırmalar yapması
gerekiyor.
İlgili kamu kuruluşlarının projeler oluşturmaları
sağlanmalı. Seçilecek pilot bölgelerle ülkemiz için
durum saptanması yapılmalı. 1986 yılında Çernobil
nükleer santral kazasından sonra sorumsuz yetkili ve
bakanlarımızın açıklamaları ve yaklaşımları hâlâ
hafızalarımızda. Günümüzdeki kanser vakalarının
kaçta kaçının Çernobil'den kaynaklandığını bileniniz
var mı? Kurumlarının bu konuda istatistik ve
envanter çalışmaları var mı? Böyle çalışmalar için
engel nedir? Amerika'nın nükleer kazalar için
ayırdığı ödenek iki milyar dolar. İstenirse radon
sorununun basit önlem ve çalışmalarla üstesinden
gelinebilir.
Prof. Dr.ŞÜKRÜ ERSOY: YTÜ
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=2803 |
|
Doğaya saygılı mimarlık
Çelik Erengezgin Y.Mimar
proje4e.com
Japon Arkitekt'in
1999 yılı için açtığı fikir
yarışmalarından birinin konusu
buydu. Katılmaya da niyetim
vardı. Fakat, ayakta kalma
savaşı verdiğimiz son ayların,
maişet motoruna benzin temin
etme hay-huyunda, vaktimi
istediğim gibi kullanamadım
doğrusu.. Yıllardır kafamızı
kurcalayan bu konuda, hepimizin
paylaşmak istediği bir şeyler
vardır diye düşünüyorum .. Doğa nedir ?, saygı nedir ? diye
söze başlayıp "reyting"i
düşürmektense, önce, sokalım
ayağımızı suya !. Yüzme
çeşitlerine sonra göz atarız..
"İnteraktif" lâfına bayılırım
!..Yani "anında etkileşim"i
anlatan sözcüğe!.. Keşke bu tür
makaleler uygun bir sanal
ortamda, "internet gevezeliği
örneği", okuyucu ile etkileşim
sağlayarak oluşsa !.. Karagözün
meşhur deyimi ile : "Ben
söylesem o dinlese, o söylese
ben dinlesem !.." "Belki bir gün
!" deyip , şimdilik kağıt
ortamında sürdürdüğümüz
muhabbete elimizdeki ucundan
başlayalım hele bir !..
TOPRAK ANA YA DA BABA,VE
SORULAR .. Sessiz sakin, her istediğimizi
veren bir anayı, hoyratça taciz
eden "baba" rolündeki insanlar
yüzünden "ana"lık , toprağa
yakışır olmuş.. O yüzden,
babalık iddiası zaten olmayan
cefakâr "toprak anamız" yardımı
ile giriş yapalım diyorum konuya
.. Dünyanın oluşumunda önce toprak
vardı ..Toprak ; doğanın temel
olgusu .. İlk soru şu: Suyun ve
atmosferin, toprağı oluşturan
elementlerden meydana geldiğini
biliyor muyuz ? Bilenler okumaya
devam edebilir . Diğerleri biraz
jeoloji biraz fizik ve kimya
öğrenmek ya da şimdilik bize
inanmak zorunda .. Doğal
kaynakların tüketildiğinden
bahsederken, aslında yitirilen
değerli topraklardan
bahsetmekteyiz. Özellikle
tarımsal niteliği olan, ekolojik
dengeyi sağlayan toprakların
varlığı bizi birinci derecede
etkilemekte .. Erozyon çırpınışları, betonlaşma
endişeleri, yeşil katliamının
doğurduğu iklimsel değişimler,
hep toprak tabanlı bir sorunu
gündemde tutuyor.. Suların
kirlenmesi bile büyük ölçüde,
toprak üstü hesapsız eylemlerin
sonucu.. "TOPRAK" , varlığı ve
değerlendirme biçimi ile doğa ve
ona saygı adına daima öncelikli
bu yüzden..
"Yitirilen toprak" olgusunun
yanında , sadece atık ve enerji
kontrolü sağlayan çözümler
boşlukta kalıveriyor. Önce,
yaşamakta olan bir toprak örtüsü
"var olmalı" ki ; onu atıklarla
kirletmeme , enerjisini
sömürmeme gayretleri anlamlı
olsun .. Erozyon adına
sürdürülen mücadelenin de
temelinde bu var ; "Önce yok
olmaktan koruyalım , sonra
kollayalım".. Biz de doğanın bir parçasıyız,
tüm canlılar gibi !. Dolayısı
ile, "insana saygı" da "doğaya
saygı" demek değil midir ?. Bu
da ikinci soru olsun..
Varoluşunun nedeni ve sonucu
olan toprağa saygı, bir anlamda
insanın kendisine saygısıdır.
"Sürdürülebilir gelişme" deyimi
belki de bu iki yönlü saygının
bileşkesinde yerini bulmaktadır
.. İnsanın, kendine ve
hemcinsine olan duygularını
irdelemeyi, psikolojik ve
sosyolojik boyutlarından ötürü
"esas bilenlere bırakalım" ve
biz mimari sonuçlar
doğurabilecek "toprağa saygıya
dönelim" tekrar.. Şimdi bir
tanımın sırası :
SAYGI : değeri ve
yararlılığından ötürü el üstünde
tutmak, ayrıcalıklı gözetmektir.
Dikkatli , özenli ve ölçülü
davranmaya sebep olan sevgi
duygusudur. Bunu kenara yazıp geçmişe bir
göz atalım .. Tarih boyu ,
yerleşim birimlerinin doğal bir
güdü ile , çoğunluk , verimli
alanlarda filizlendiğini
görmekteyiz. Doyduğu yerde
ikamet eden , evinin önündeki
arazide ekip biçmeyi yeğleyen
insanlar , bir arada olmak
istemişler bunun sonucu olarak ;
"önce konut sonra toprak"
tercihine rıza göstermişlerdir.
Ardından, ekilen topraklar yakın
çevrede aranmaya başlanmış,
fakat gittikçe artan konut
sayısı ile, oraları da kapsama
alanına alan yapılaşma yüzünden
, şehirleşme oluşumlarının, hep
verimli arazilerin aleyhine
geliştiği görülmüştür.. Önce
tükenen ; daima, tarımsal
niteliği olan, yeşili barındıran
ve geliştirebilecek olan
topraklardır. Bu tüketim
çılgınlığı farkına varıldığında,
şehir, yerinden kıpırdayamayacak
kadar oranın malı olmuş, iş
işten geçmiştir artık..
Yeni yapılaşmaların, belli bir
bilinçle, uygun alan seçimi ve
mimari tavır sonucu, doğa ile
barışık oluşumlar doğuracağını
düşünebiliriz. Enine boyuna,
koşulsuz büyümekte olan mevcut
şehirler ne olacak peki ? Bu ;
üçüncü soru..
Hangi şehirler mi ? Alın içinde
yaşadığım Bursa'yı..Yamaçtan
ovaya inen şehrin, üretken ovayı
yok etmesine çeyrek var..Yeni
yerleşim alanlarının çoğu
tarımsal nitelikte ..Bir ara
etkin mevkide olan "iş
adamı-siyasetçi melezi" meşhur
bir Bursalı ,son kalan ova
parçası üzerinde havaalanı
yaptırmaya kalkmıştı. Üstelik
teknik olarak bile uygun
değilken.. Neden ? Fabrikasından
çıkınca 10 dakika içinde uçağa
binebilmeli imiş de ondan.
"Doyduğum arazi kapımın önünde
olsun" deyip, yerleşimin doğal
sürecinde arazinin tümünü
yitiren ilkel yaklaşımla ne
kadar örtüşüyor değil mi ?..
Burada bir başka siyasetçinin
hakkını da teslim etmek gerek.
Bu havaalanı tartışması
sırasında, üretken ovaya bakıp
şöyle dedi aralarından biri :
"Harran'ı, dünya kadar para
harcayıp şu muhteşem ovaya
benzetmeye çalışıyoruz. Siz ise
bir o kadar para harcayıp burayı
Harran'ın eski haline
döndüreceksiniz.. Bu ne akıldır
?.." Yukarda bir kenara yazdığımız
"SAYGI" mı ? Yani "el üstünde"
tutmak filan !?.. Önce "kazma
kürek üstü !" olan doğa, sonra
bir güzel betonla örtülmüş, neye
saygı duymamız gerektiği bile
iyice gözden kaybedilmiştir..
Toplumsal bilinç, üzücüdür ki,
havaalanı örneğindeki gibi
örgütlenip, doğal katliamın
önünü kesecek gücü her zaman
bulamamaktadır.. İmar olayı dediğimiz şey ; önce
ağaçları kesip, toprağı yok eden
betonu dökmek, sonra beton
saksılar içine tekrar ağaç
dikmek olarak algılanır
olmuştur. Doğadan çok, insan
zekasına saygısızlık
edilmektedir aslında.. Bazı "IQ"
noksanı kişiler, toplumsal
sağduyuya aykırı kararları
rahatça almakta ve zekice
bulunabilecek tüm "doğa ile
barışık" çözümlerin önünü
tıkamaktadır.
Nereden mi bu sonuca varıyorum ?
Tek tek konuştuğum hiç kimse
yeşil aleyhine söz etmiyor. Ama
bir araya geldiklerinde çeşitli
boyutlarda katliam
başlayıveriyor da ondan.. Bu
biraz, kuşaklar boyu birbiri ile
dost geçinebilen iki komşunun,
hasım tarafta iki ordu mensubu
olarak bir "gruba" dahil
olduklarında, birbirlerinin
boğazına sarılabilmelerine
benziyor. Bunları kurgulayan bir
noksan zekalı daima var ama kim
?.. Yoksa "toplum psikolojisi"
dedikleri şey , bir arada olmak
uğruna kendi menfaatini görmemek
midir ? Sorular etti dört ve beş
..
ŞEHİRLERİMİZ ; SUÇ
DELİLLERİMİZ ! Bir Türkiye haritası vardır..
Tarıma elverişli ve yeşil kalmış
bölgeleri ; yeşilimsi, taşlık
bayırlık kıraç yerleri ;
bejimsi, kahverengimsi
gösteren.. Kocaman !..
Bayındırlık Müdürlüklerinde
genellikle görünür bir yerde
bulunur.. Bir göz atın ve toplam
gerçek yeşilin % 10 lar
mertebesinde olduğunu
gördüğünüzde sakın şaşırmayın..
Şehirleşmelerin de genelde bu
yeşil lekeleri kemiren bir
harita kurdu gibi, tarımsal
alanların tam ortasında yer
aldığına dikkat edin. Sonra bu
yazıya kaldığımız yerden tekrar
devam edelim isterseniz ?.. Sorular on beş de , yirmi beş de
etse yanıt bulabildiklerimizin
oranı çok değişmeyecektir
sanırım. Bilinmeyen ya da
irademiz dışı oluşan yanıtlar
bizi hep aynı köşede hareketsiz
mi bırakacak ? Bu da sonuncu
soru..
Şehirlerde sadece mezarlıklar ve
askeri bölgeler , o da
"zorunluluktan" yeşil
kalabiliyorsa, parklar ; mahalle
aralarında tel örgü ile çevrili
"arsa irisi" alanlardan ibaret
ise, ne mevcut doğanın korunması
ne de yeniden yaratılması
umurumuzda değilse, bazı
mahallelerde, mimari
hatalarımızı örten sarmaşıkları
dikecek kadar bile toprak
bulamıyorsak, "uzay kapsülü
irisi şehir kapsülünde"
sürdürülmeye çalışılan yaşam,
önce kendisine olan saygısını
yitirmiştir.O yüzden bu hali ile
şehirlerimiz , gelecek
kuşaklardan gizleyemeyeceğimiz
suç delillerimizdir..
BİR KORUMA MODELİ.. Doğa Bilimcilerin verdiği
bilgilere göre ; verimli
arazilerde toprağın ortalama ilk
50 santimi ; sebze ve tahıl
üretimi ile alçak bitkiler için
en değerli bölüm imiş. İkinci 50
santim ; meyve ağaçlarının kök
oluşumu için, üçüncü ve dördüncü
50 santimler giderek diğer ağaç
türleri için önemli besin
kaynağı sağlamaktaymış.. Diyelim ki beş metre derinden,
taş oranı düşük, karışımı uygun
bir toprağı gün yüzüne çıkardık
ve 50 cm lik bir tabaka olarak
ikinci sınıf bir toprak yüzeyine
serdik. Dört veya beş yılda, dış
hava koşulları ve güneş
ışınlarının sağladığı kimyasal
ortamda olgunlaşan toprak
sayesinde, "yeni bir yeşil örtü"
kazanmamız mümkün
olabilmekteymiş.. Bunun canlı örneği olarak,
verimli arazilerden geçen yol
hafriyatlarında kenara yığılan
toprakların, birkaç yıl içinde
doğanın kendi yarasını sarma
gayreti ile yeşillendiğini
görmüşüzdür.. Hatta terk edilen
çöp yığınlarının bile atmosfer
etkisinde organik bir karışıma
dönüştüğü ve kendi yeşil
örtüsünün altına gizlendiğine
şahit olmuşuzdur..
Kendi olanakları ile organik
dönüşümü sağlama gayreti içinde
olan doğaya biz de yardımcı
olamaz mıyız acaba?
"Şehirlerin yakın çevresinde,
ıslah edilmeye uygun alanlarda
teraslamalar ya da uygun
tesviyeler yapsak, inşaat
yapılan yerlerin, betonlaşacak
yol ve meydanların
hafriyatlarından çıkacak
elverişli nitelikte "ilk 50
santimi" buralara sersek, acaba
yeşil çevreye ne kadar katkımız
olur ?" diye sorduğum Ziraat
Mühendislerinin gözlerinin
parladığını gördüm.. Öyle
anlaşılıyor ki; İkinci, üçüncü
ve diğer 50 şer santimlik
tabakaların da bu programa
alınması ile şehir içinde
"kalıcı yeşil alanlar" ve
çevresinde önemli genişlikte bir
"yeşil kuşak" elde etmek mümkün
olacaktır.
Şu anda ne mi oluyor ?
Bilinçsizce yapılan
hafriyatlardan çıkan toprak,
büyük bir çoğunlukla , ileride
arsa değeri yükselsin diye,
çukur yerlerin doldurulmasında
kullanılıyor : Doğal zeminden
daha yüksekte dökülmek zorunda
olan "betona taban teşkil etmek
üzere".. İnşaatın yakın
çevresinde yapılan
değerlendirmelerde , "zemin
ıslahı" amaçlı uygulama çok
küçük oranlarda.. Daha çok ,
inşaat yapılan arsanın tesviyesi
amacı ile kullanılıyor ve doğal
zenginlik insafsızca yok
ediliyor.. "Buraya hafriyat
dökülür !" tabelası olan
alanlara şöyle bir bakın !..
Hepsi, rant bekleyen çukurlar
!.. Moloz ve katı atıklar
karışmış öbeklerdeki doğal
potansiyeli olan topraklar
ayrılabilse, kaç hektar verimli
alan kazanılırdı düşünün !..
Temel aralarındaki toprak dolgu
için , yatırımcıya "eziyet !"
edemeyeceğimizi varsayabiliriz.
Fakat hiç olmazsa ilk 50
santimin "doğal amaçlı"
kullanılmasına bir yaptırım
getiremezsek , sonuçlarının,
geri dönüşü olmayan bir
"toplumsal eziyete" dönüşeceğini
de göz ardı edemeyiz.. Yaşamı sürdürmek için dökmek
zorunda olduğumuza kendimizi
inandırdığımız betonun yok
ettiği verimli toprakları, bu
yolla tekrar kazanmaya çalışmak,
belki de doğaya saygının somut
bir göstergesi olacaktır.
Bu işlemi söyle formüle etmek
olanaklı görünüyor : Sadece beton dökülen veya
asfaltlanan ; yol, kaldırım,
meydan benzeri yerler için 50
santim, binalar için ise ;
yapılan bodrum ve temel
hafriyatının alt kotunu esas
alarak, çıkan tüm toprağın 50
santime bölünmesinden elde
edilen toplam metrekare
"elverişli toprağı", temel
ruhsatı alabilmek için,
gösterilen alana dökme
zorunluluğu pekala konabilir ..
Organik gelişim için elverişsiz
nitelikte olan hafriyat bölümü,
yine eskisi gibi dolgu ve
tesviye malzemesi olarak
kullanılmaya devam eder..
MİMARİ ÇÖZÜM .. Eğer mimari çözüm , bu elverişli
toprağı kendi bünyesinde
kullanmaya uygun ise, toprağı
taşıma zorunluluğu da
kendiliğinden ortadan kalkar.
Örneğin tek katlı bir yapının,
taban alanından çıkardığı
toprağı ; damında, terasında ya
da bünyesinde kullanarak tekrar
kazanması ; hem, ses ve ısı
izolasyon değerlerini yükseltici
hem de doğal yaşamı gündelik
hayata dahil eden çözümü ile
tercih edilen bir planlama
olacaktır.
Çok katlı yapılarda ne mi olur?
Bu anlamdaki yeşilin , bu ölçüde
taşınabildiği balkon ve
teraslar, "emsal harici"
tutularak en azından taban alanı
kadar bir yeşil kurtarılır..
Kalan elverişli toprak yine
taşınarak, şehir çevresine
katkıda bulunulur.. Oksijen
ihtiyacımızı karşılayan, pis
havayı filtre ederek şehrin
böbrekleri ve akciğeri görevini
üstlenen yeşil alanlar böylece
yaşamın aktif bir parçası haline
gelir..
ŞEHİRCİLİK AÇISINDAN GÖRÜNÜM
.. Ortalama değerde tarımsal
niteliği olan bir arazide
gelişmekte olan şehrin, yüz bin
kişilik yaşam birimini model
olarak ele alalım.. Yine
ortalama olarak dört katlı
yapıların varlığını ve 5 kişilik
bir aile için 100 m2 bürüt alan
kullanımını var sayalım. 20.000
birim daire ve 5.000 apartman,
yani 100 er m2 den toplam
500.000 m2 taban alanı ile
karşılaşırız. Ortalama temel derinliği 1m olsa
ve binaların yarısının bodrumlu
yapıldığını düşünsek, sadece
konut yapılarından : 2.500 adet x 100 m2 x 4
m=1.000.000 m3, 2.500 adet x 100 m2 x 1 m=
250.000 m3, toplam 1.250.000m3 hafriyat ,
yani 50 cm den, 2.500.000 m2
toprak yüzeyi elde edilir.. Bunun % 60 ını elverişli toprak
saysak, ortalama : 1.600.000 m2
yeşil alan kazancımız olur.. 1.600.000 m2 : 100.000 kişi= 16
m2 yeşil alan eder..Kişi başına
minumum 7 m2 olan "alt sınırın %
230 üstünde" bir değer
kazandığımızı görürüz.. Kamusal
alanlar, ticari hizmet alanları
ve yollarla meydanların katkısı
sağlanırsa bu rakam rahatça iki
misli boyut kazanabilecektir ..
"YOK EDECEĞİN TOPRAĞI GERİ
VER !" Bu slogan ile özetlenebilecek
girişim, toprağı korumanın
ötesinde onu çoğaltacak
matematiksel kurgusu ile, belki
de bağışlanmamız için "doğadan
özür dileyiş biçimimiz"
olacaktır. Yukarıdaki örnekte ;
500.000 m2 taban işgal edilmekte
buna karşılık 1.600.000 m2 yeşil
alan üretilmektedir..Yani "bire
- üç " den fazla..
Saygı ; "özenli ve ölçülü
davranmak" ise, bu yolla en
azından "bire - bir"
koruyacağımıza inandığım,
toprağın ölçüsü oranında
yeşereceğine güvendiğim doğa
sevgisi, ona duyulması gereken
saygının en içten anlatımı
olacaktır ..
Bu işe aklı yatan "öncü" bir
Büyük Şehir Belediyesi, İmar
Yönetmeliğinde yapacağı bir
maddelik düzenleme ve alacağı
tedbirlerle, hem doğaya saygının
"saygın" öncülüğünü
sahiplenecek, hem de toprağa ve
çocuklarımıza olan borcumuzu
ödemenin en güzel yolunu seçmiş
olacaktır..
|
|
Deprem anında yapılması gerekenler
Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.
Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslararası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.
875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum, ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim. 2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket " azaltma" uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım.
1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film
yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul üniversitesi, Case yapımcılık ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar.
İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. On maket "çömel ve korun" metodunu uygularken, 10 maket "hayat üçgeni" metodunu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direkt olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film "çömelip korunan/saklanan" kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu. Hayat üçgeni metodunu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu. Bu film Türkiye'de ve Avrupa'nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerika'da Real TV programında izlendi.
Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu "ayıptı, gereksizdi" ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.
Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlığı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim "hayat üçgeni" dediğim alandır.
Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir. Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğünüz üçgenleri sayın. Her yerdeler. Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.
Deprem anında hayatta kalma, ailelerine bakma ve başkalarını kurtarma hakkında 750 bin nüfuslu Trujillo kentinin itfaiye bölümünü eğittim. Trujillo İtfaiye Departmanının kurtarma şefi Üniversitede profesördür. Bana her yerde eşlik etti. Kişisel ifadeleridir:
" Adim Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi şefiyim. 11 yaşındayken çöken bir binada mahsur kaldım. Mahsur kalışım 1972 yılında 70.000 kişini öldüğü depremde oldu. Erkek Kardeşimin motosikletinin yanında oluşan " hayat üçgeni" içinde hayatta kaldım. Yataklarının veya sıraların, masaların altına giren arkadaşlarım ezilerek öldüler (isim, adres vb detayları anlatıyor). Ben hayat üçgeninin yasayan örneğiyim. Ölen arkadaşlarım "çömel ve korun" örnekleridir.
-
Binalar çökerken basitçe "çömelen ve korunan" kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.
-
Kediler, köpekler ve bebeklerin hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.
-
Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap
esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse
geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta
yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.
-
Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.
-
Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden
dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin
yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..
-
Bina çökerken kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür... Nasıl mı?
Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşerse inen tavanın altında kalırsınız. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa kirişin altıda kalırsınız. Her iki durumda da ölürsünüz!
-
Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir "frekans aralığına" sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçeklesene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar.
Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar
görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler
bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.
-
Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.
-
Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Fransisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen
herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.
-
Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.
Bu mesajı mümkün olduğu kadar çok kişiye ulaştırmanız önemle rica olunur ..
|
|
Deprem bölgesinde ahşap evler yapılmalı
Davit Yeomans *
Cumhuriyet Bilim teknik, 16.10.1999
Depreme daha dayanıklı olması, ucuz ve hızlı inşa edilmesi nedeniyle
ahşap karkas betona tercih edilmeli...
Deprem sonrası birçok evi baştan inşa etmek zorunda kalacak olan
Marmara Bölgesi, ahşap karkaslı inşaat geleneğini yeniden
canlandırmalıdır. Ahşap karkas yöntemi, oldukça büyük felaketler
doğurduğu görülen betonarmeden daha güvenli bir inşaat şeklidir. Bu
yeniden inşa süresinde ahşap, beton ve tuğladan daha basit biryoldur.
Burada sözü edilen, acil durumlar için ve geçici olarak yapılacak
ahşap binalar değil, depremlere karşı daha dayanıklı olan ve
İstanbul bölgesinin iklimine en az beton ve tuğla kadar uygun olan,
kalıcı ahşap binalardır.
Ahşabın depreme dayanıklılık bakımından neden betonarme binalardan
daha iyi olduğunu anlamak için, öncelikle bir deprem sırasında neler
yaşandığını düşünelim. Deprem sırasında yer hareket eder. Bu
hareketin binaya aktarılması ve binanın da yer ile beraber hareket
etmesi gerekir. Bu hareket sırasında ortaya çıkan kuvvetler bina
üzerinde etkili olur. İnşaatta kullanılan malzemelerin bu kuvvetlere
dayanamaması sonucunda bina çöker.
Doğal olarak, bina ne kadar ağırsa, yer hareket ettiğinde binanın
içinden aktarılması gereken kuvvetler de o derece büyük olur.
Dolayısıyla, bina ne kadar hafifse, bina içinde dolaşan kuvvetler de
o derece küçük olacaktır. Zeminlerin ve çatının daha hafif bir
malzemeden yapılmış olması halinde, duvarların da daha az bir
kuvvete dayanmasının yeterli olacağı çok açıktır. Ancak, aynı durum
duvarların kendisi için de geçerlidir. Duvarlar daha hafif
yapılırsa, bunların üzerinde etkili olan kuvvetler daha da küçük
olacaktır.
Daha hafif ama daha zayıf bir malzeme işimize yaramaz. Dolayısıyla,
ihtiyacımız olan malzeme, sağlamlık-ağırlık oranı yüksek olan bir
malzemedir. Gerçekten de ahşabın kuvveti, yaygın olarak kullanılan
beton cinslerinin kuvvetine hemen hemen eşittir. Ahşap çok daha
hafif bir malzeme olduğundan sağlamlık-ağırlık oranı çok daha
yüksektir ve dolayısıyla çok daha iyi bir inşaat malzemesidir.
Kuvvetlerin iletimi
Yüksek bir sağlamlık-ağırlık oranına sahip olan ahşap, depreme daha
dayanıklı binaların inşasında kullanılabiliyor ama acaba ahşaba
gerekli şeklin verilmesi mümkün mü? Bu soruyu cevaplamak için, bina
içinde kuvvetlerin nasıl iletildiği konusuna biraz daha yakından
bakmamız gerekiyor.
Hepimizin bildiği gibi, yatay kirişleri destekleyen bir dizi düşey
direk, aynen bir dizi futbol kalesinde olduğu gibi hiçbir stabilite
sağlamaz. Böyle bir sistem en ufak bir kuvvette devrilir.
Dolayısıyla başka bir yönteme ihtiyacımız olacaktır. Stabiliteyi
sağlamanın iki yolundan biri, binanın köşelerini çaprazlama
birbirine bağlamak, ikincisi ise binayı köşeler sağlam ve hareketsiz
olacak şekilde inşa etmektir. Demirle sağlamlaştırılmış beton ve
tuğla yapılarda her iki yöntem de kullanılmıştır. Betonarme
karkaslarda köşeler uygun sağlamlaştırma malzemeleri ile sabit hale
getirilir. Buna rağmen, kolonların alt ve üst kısımlarında
aktarılması gereken çok büyük kuvvetler var olmaya devam eder. Bu
kuvvetlere karşı dayanıklılık, kolon boyunca ilerleyen demir
çubuklarla değil, bu demirlerin etrafına bağlanan çubuklarla
sağlanır. Bu çubukların genellikle birer bağlantı parçasından ibaret
olduğu düşünülür ve ortalama bir inşaatçı bu kuvvetlerin aktarılması
için ne kadar sağlamlaştırma gerektiği konusunda yeterli bilgiye
sahip değildir.
Betonarme bir karkasın stabilitesini sağlamanın bir diğer yolu
duvarları dolgu olarak kullanmaktır. Ancak bu yöntem de bazı
sorunlar yaratır. Bina üzerinde etkili olan yatay kuvvetler,
duvarlarda çapraz kuvvetler yaratır. Bu kuvvetler duvarı çevreleyen
çerçevenin köşe noktalarını zorlar ve gerekli miktarda
sağlamlaştırıcı eleman kullanılmamışsa kolonlar bağlantı
noktalarından ayrılabilir.
Karkaslı binada stabilite
Peki ahşap karkaslı binalarda stabilite nasıl sağlanır? Geleneksel
ahşap karkaslı binalarda, marangozlar çerçevenin ilk kalaslarını
diyagonal kalaslarla desteklerlerdi. Ancak, bu çapraz kalaslar
depremin yarattığı kuvvetlere karşı yeterince dayanıklı değildi.
Çerçeve üzerine çivilenen geniş kaplama levhaları yatay kuvvetlere
karşı hatırı sayılır bir direnç yaratıyordu. Çakılan bu levhalar
gerekli güvenliği sağlıyordu.
Modern ahşap karkaslı binalarda kontrplak veya fiber levhalar
kullanılır. Ahşap çerçeveye çivilenen bu levhalar çerçevenin stabil
hale gelmesini sağlar. Bu sistemin yatay kuvvetlere dayanma gücü,
hem kullanılan levhaların sağlamlığına ve kalınlığına hem de bu
levhaları çerçeveye bağlamakta kullanılan çivilerin ne derece
aralıklı olarak çakıldığına bağlıdır. Bu inşaat tekniği Amerika'nın
deprem bölgelerinde sağlamlığını kanıtlamıştır.
Karşılaştırma
Betonarme ile ahşap karkas yöntemini karşılaştırdığımızda, ahşap
karkas yönteminin hem sağlamlık-ağırlık oranının yüksek olması, hem
de inşaatının kolay olması bakımlarından daha iyi bir yöntem
olduğunu görüyoruz. Güvenli betonarme binalar yapmak mümkündür,
ancak bu binaların güvenilirliği, beton karışımının sağlam bir
şekilde yapılmasına ve gerekli miktarda güçlendiricinin doğru
şekilde kullanılmasına bağlıdır. Bu tecrübe gerektiren bir iştir.
Karışımda gereğinden fazla su kullanılırsa betonun dayanıklılığının
ciddi ölçüde düşeceği göz önüne alınırsa, bu inşaat tipinin düzgün
şekilde yapılabilmesi için özenli bir denetimin şart olduğu
anlaşılacaktır.
Buna karşılık, ahşap karkaslı binalarda, inşaatın doğru biçimde
yapılıp yapılmadığı kolayca denetlenebilir. Çiviler arasında ne
kadar aralık bırakıldığı bir bakışta görülebilir. Bu tip inşaatlarda
da doğru malzemenin kullanılması gereklidir. Malzemelerin üreticisi
tarafından işaretlenmiş olması sayesinde, doğru malzemenin
kullanılıp kullanılmadığı yerinde inceleme yapılarak kolayca tespit
edilebilir.
Ahşap karkaslı binaların bir başka avantajı, inşaatın çok hızlı
tamamlanmasıdır. Bölgedeki geleneksel ahşap evler kuruldukları yerde
hazırlanarak inşa edilmişlerdir, ancak modern inşaatçılıkta bunun
böyle olması şart değildir. Kalaslar ve kontrplaklar bir atölyede
hazırlanarak hızlı bir şekilde yerine monte edilebilir. İnşaatın
hızı doğal olarak ne miktarda prefabrike malzeme kullanıldığına
bağlıdır. Fabrikada üretilmiş büyük ahşap evler, iç döşemeleri ve
doğramaları ile birlikte konteynerlere koyularak paketlenebilir. Bu
tip evler, temel işleri tamamlanmış yerlerde bir vinç yardımıyla
yarım gün içinde kurulabilir.
Doğal olarak bu yöntem, fabrikadaki üretim aşamasında hatırı sayılır
derecede karmaşık yöntemler kullanılmasını gerektirir. Diğer
taraftan, basit ahşap evler basit bir atölyede el ile imal
edilebilir. İki kişinin taşıyabileceği kadar hafif olan levhalar
normal bir kamyonla inşaat mahalline taşınarak birkaç gün içinde
eksiksiz bir ev haline getirilebilir. İnşaat süresi tek katlı bir ev
için 2-3 gün, iki katlı bir ev içinse yaklaşık olarak 5 gündür. Bu
tip evlerin kurulduktan sonra döşenmesi daha uzun zaman alır, ancak
bunların marangozhanelerin çoğunda kolayca üretilebilir nitelikte
olması bir avantajdır. Bu iş için gereken marangozhane birkaç basit
alet yardımıyla kısa sürede kurulabilir.
Ahşap karkaslı binaların doğal olarak bir yükseklik sınırı vardır,
ancak dört kata kadar olan ahşap binalar Amerika'da yaygındır.
Yangına karşı koruma ve daireler arası ses yalıtımı konuları
üzerinde yoğun çalışmalar yapılmıştır. Bu inşaat tipinin bir diğer
avantajı, güçlü ısı yalıtımı sistemlerinin kolayca monte
edilebilmesi sayesinde kış mevsiminde ısıtma ihtiyacını
azaltmasıdır.
Ahşap karkas yöntemi, depremden zarar görmüş Marmara Bölgesi için
gelişmiş bir teknolojiye dayanan, güvenli bir inşaat yöntemidir. Bu
teknolojinin çok çeşitli üretim faaliyetleri için de uyarlanması
mümkündür. Hızlı bir şekilde yapılabilen bu binalar insanların
evlerine daha çabuk kavuşmasını sağlayacaktır ve şahsi görüşüme göre
betonarme binalardan çok daha güvenlidir.
(*) Liverpool Üniversitesi. İngiltere Ahşap Komitesi Başkanı, UNESCO
Kültür Varlıkları Bölümü Danışmanı. Balat ve Zeyrek projelerinde yer
aldı. Dr. Yeomans, önceki hafta Yapı Endüstri Merkezi'nde bu konuda
bir konferans verdi.
|
|
Geleneksel yapılardan alınacak dersler
www.floor.com dan
alınmıştır.
ÜNAL H. ATAÇ
“Ahşap yapılar üzerine dergilerde, gazetelerde yazılan yazılar,
konferanslarda yapılan konuşmalar, internet sayfalarında devam eden
forumlar hep geleneksel ahşap yapılar kaynak alınarak yapılıyor. Bu
demektir ki elimizde yeni teknolojilerle yapılmış ahşap yapılar
hakkında pek fazla bilgi yok.” Geleneksel ahşap yapıların en
yenisinin 40 senelik olduğunu bu yazıları takip ederek
anlayabiliyoruz. Ama ne yazık ki bizim son ahşap yapımızı inşaa
ettiğimiz senelerde Amerika ahşap yapı teknolojilerini geliştirme
çalışmaları içine daha da derinlemesine girmekteydi. O senelerde
çivileri kendinden çıkan çelik bağlantı plakaları keşfedildi, ahşap
yapı statik hesaplarını yapmak için bilgisayar programları
geliştirildi.
Amerika'da ahşap yapı sanayi bizim ahşap yapı inşaasını terk
ettiğimiz senelerden günümüze kadar inanılmaz bir gelişme
göstererek, 1.5 milyon çalışanı ve 32 milyar dolarlık maaş bordrosu
ile Amerika'nın ilk ondaki iş kolları içinde yerini senelerdir
koruyarak geldi.
Ülke ve İnsan Çıkarları Ön Planda Olursa
Konuyu biraz daha geriye dönerek incelersek o zaman Amerika'da da
yeni ahşap yapı teknolojilerinin olmadığı zamanlarda ahşap yapıların
bizim eski yapı tarzlarına benzer şekillerde yapılmış olduğunu
göreceğiz. Demek ki, ahşap yapılar bizim ülkemizde olduğu gibi bir
kenara itilip unutulabilirdi, ama bu gercekleşmedi neden acaba?
Eminim ki; hepimiz Amerika’da çok ciddi çimento sanayi, betonarme
sanayi ve çelik sanayi olduğunu biliyoruz. Demek ki Amerikalılar da
isteseydi betonarme yapılara hız verebilirler, ahşap yapıları
unutabilirlerdi. Ama bu gercekleşmedi, neden? Çünkü; ahşabın ülke
ekonomisine, insan sağlığına, insan hayatına, çevre kirliliğine,
hava kirliliğine, gürültü kirliliğine, ülke enerji giderlerine
faydalı olacağı biliniyordu. Genel olarak ülke ve insan çıkarları
için de faydalı olduğu görülmüştür de ondan. Beton, Amerika'da
yapıların temellerinde, yol yapımında, havaalanı, köprü, baraj
inşaatlarında kullanılır. Yüksek katlı yapılar ise ağır çelik
konstrüksiyonla yapılır.
Ahsap ustası kalmadı demek sadece bugünkü teknolojileri,
uygulamaları bilmemek...
Ülkemizde olduğu gibi, Amerika'da da eski sistem ahşap yapılarda
tabiat güçlerine karşı koymada zayıf noktalar olduğu, bu zayıf
noktalar dolayısıyla yıkılmalar gerçekleştiği gözlemlenmiş. Bu
doğrultudan yola çıkılarak ahşap yapı sistemlerini gelistirmek için
calışmalar, keşifler yapılmağa başlanmış ve ahşap yapıları bugünkü
güvenli sistemlere getirinceye kadar keşifler, teknolojiler devam
etmiş. Hala da devam etmektedir. Ülkemizde eski sistem ahşap
yapıları yapan ustalar vardı onlar kaybolunca, yerlerine yetişenler
olmayınca, ahşap yapı sanayi unutuldu. Artık günümüzde yeni
teknoloji ile yapılan ahşap yapılar tamamen bilgisayarda statik
mühendisliği yapılmış, kalite kontrollü fabrika ortamında imal
edilmiş duvar panelleri (perde duvar), döşeme kirişleri, çatı
makaslarının şantiyede çelik ankrajlar ile monte edilmesiyle ortaya
çıkartılmasından dolayı ahşabı işleyebilen, el hüneri olan ahşap
ustasına gerek kalmamıştır. Bugünkü teknolojik ahşap yapıların
montaj detayları bile bilgisayar programından çıkmakta, okuma
yazması olan her birey tarafından uygulanabilmektedir. Kaldi ki; bu
sanayide Türkiye'de üretim yapan fabrikaların hepsi montaj
aşamasında kendi mühendislerini, montaj ekiplerini yollayarak ev
yaptıracak olanlara yardımcı olmaktadırlar.
Klasik sistem ve yeni sistem duvar panelleri arasındaki farklar
büyüktür;
Geleneksel ahşap yapılarda dış duvarlar ahşap dikmeler arasında
dolgu malzemesi olarak yerine göre tuğla, taş, kerpiç, ağaç yongası
doldurularak bitirilirdi. Başka bir uygulamayla ahşap çıtalar
binanın dış yüzünden dikmelere çakılır ve bu şekilde açık olarak
bırakılır, tüm tabiat şartlarına göğüs germesi beklenirdi. Ahşabı
koruyucu kimyasal maddelerin olmaması, ahşabın direk olarak suya,
dış etkenlere açık bırakılması sonucunda ahşapta çürümeler
oluşmakta. Buna bağlı olarak da yapının tabiat kuvvetlerine direnç
güçü zayıflamaktaydı. Bu tip duvar sistemlerinde en büyük
problemlerden biri kullanılan dolgu malzemesinin çok ağır olması,
ısı ve ses izolasyon değerlerinin de çok düşük olmasıydı. Günümüzde
Amerikan sistemle yapılan duvar panelleri dikme araları 40 cm. olup
bu boşluklar ısı ve ses izolasyon değerleri bilinen cam yünü, taş
yünü veya EPS (strofor) malzemeleri ile doldurulup dış yüzeyinde de
minumum 12 mm. kalınlığında kontrplakla sık aralıklarla çivilenip
tamamen deprem perde duvarı oluşturularak yapılmaktadır. Tabi ki bu
duvarlar klasik duvarlarla karşılaştırınca çok daha hafif ve de ses
ve ısı izolasyonludur. Yeni sistemde dış duvarlarda kontrplak üstüne
nem kesici membran, bunun üstüne yanmaz sentetik sıva uygulaması,
yanmaz yalı baskı veya isteğe bağlı başka malzemeler uygulanarak
bitirilir. Duvar iç yüzeyleri yanmaz alçı plakalarla kaplanır.
Ankrajlar; sadece çivileme yeterli olmaz...
Klasik eski sistemlerde duvarlar direk olarak temele çivileme
yöntemi ile tutturulurdu (sarıçam ahşapta 10'luk çivi, kesmede 60
kg., çekmede 23 kg. taşıma kapasitesine sahiptir. NDS, 1986 Edition).
Tabi ahşabın çürümesine karşı kimyasal uygula-ması yapılmadığından
zemine temas eden ahşap zamanla çürür, yapının direnç gücü azalırdı.
Bu yüzden klasik sistemlerde zayıf kat alt kattır, daha fazla hasar
alır. Yeni sistem ahşap yapıda duvar panelleri temele, ahşap sanayi
için özel ürün yapan, dünyada kabul edilen, ürünlerinin taşıma
kapasiteleri kataloglarında belirlenmiş patentli çelik ankrajlarla
bulonlu (bulon temel betonu dökülmeden yerine monte edilir) olarak
sabitlenir. Ayrıca temel betonu dökülmeden demir donatılara
sabitlenen çelik lamalarla da tekrardan tüm temel betonu çevresinde
her 60 cm.'de bir olmak suretiyle konulan lamalar duvar panellerine
sabitlenir. Tüm ankrajlar statik programdan çıkan kuvvetleri
taşıyacak sekilde monte edilir. Temel betonuna temas eden ahşap
çürümeye karşı ilaçlanır. Bu parça ile beton arasına nem kesici
membran yayılır. Böylece alt yastıkta çürüme tamamen önlenir. Kat
aralarında duvar panelleri klasik sistemlerde yine sadece çivileme
ile sabitlenmekteydi. Temele yapılan bağlantı gibi çivi bağlantısı
kat aralarında da yeterli olmamaktaydı. Yeni sistemlerde ankrajlar
aynı temelde olduğu gibi statik programdan çıkan kuvvetleri
taşıyacak şekilde kat aralarında da yapılmaktadır. Şu anda bu
sistemle Amerika, Avrupa, Japonya'da altı katlı ahşap yapılar
yapılmaktadır.
Döşeme kirişleri:
Klasik sistemlerde döşeme kirişleri masif ahşaptan 5x25 veya 5x30
olarak, 40 cm. aks aralıklarlarında konulmaktaydı. Kirişler duvar
panellerine çivi ile sabitlenmekteydi. Tesisat boruları geçirmek
için kirişler bilinçsizce kesilmekte böylece kritik bölgeler
yaratılmaktaydı. Yeni sistemlerde döşeme kirişleri yapının önemli
bir elemanı olarak dizayn edilirler. Düğüm noktalarında çelik
bağlantı plakaları preslenmek suretiyle üretilirler. Kirişlerde tüm
tesisat borularının geçebilecek olduğu boşluklar bulunur. Böylece
kirişin statik değerini bozmadan hiçbir parçayı kesmeden, delmeden
tüm tesisat döşenebilir. Kirişler duvar panellerine çelik
ankrajlarla sabitlenir. Çok katlı yapılarda alt kat duvar paneli
döşeme kirişi, üst kat duvar paneli beraberce yekpare ankrajlarla
sabitlenirler. Böylece tüm tabiat güçlerine direnç gösteren devamlı
bir bağlantı sağlanmış olur. Yeni sistemlerde kirişler 60 cm. aks
aralığında statik programda dizayn edildiğinden yeni ahşap yapılar
daha da hafif olmaktadır. Ayrıca yeni kiriş sistemlerinde kirişin
içinden geçirilen devamlı ahşap elemanlarla tüm sistem dış duvardan
dış duvara sabitlenerek bir diyafram oluşturulur. Döşeme kirişleri
arasına uygulanan ısı ve ses izolasyonu dolayısıyla kat aralarında
oluşan ısı kayıpları önlenir.
Çatı makasları yapıda en önemli elemandır.
Bir yapıyı dizayn ederken temele gelen yükleri bilmek ve temeli bu
yüklere göre dizayn etmek gerekmektedir. Tabi ki yükleri tahmini
olarak alıp temeli buna göre kalın dökme her zaman kullanılan bir
yöntem olsa da eğer yapılarda yapının maliyeti önemliyse ki; bu en
önemli faktördür. O zaman yapının tüm yüklerini bilmemiz yapı
maliyeti açısından öne çıkmaktadır. Bunun için de çatıdan başlayarak
yapımızı dizayn etmemiz gerekecektir. Bugünkü ahşap statik
programları bunu en net yapabilecek şekilde programlanmıştır.
Çatının üstüne konulan malzeme ne olursa olsun çatı makaslarını o
yüklere göre dizayn eden, makas aks aralarını 60 cm.'de çalıştıran
bu programlar ile çatılar klasik sistemlere göre ( klasik sistemde
aks araları 50 cm.'dir) daha hafif olarak dizayn edilirler. Yeni
sistemle üretilen çatı makasları düğüm noktalarında çelik bağlantı
plakaları kullanıldığından son derece yüksek kuvvetlere direnç
gösteren bir şekilde üretilirler. Kullanılan çelik bağlantı
plakaları dünyada kullanımı kabul edilmiş olan patentli, sertifikali
bir üründür. Çelik bağlantı plakalarının taşıma kapasiteleri; MiTek
plakalari icin; çekmede (2.5cm2 alanda) çift taraflı plaka için 510
kg., yırtılmada 2.5cm2'’lik çift taraflı plaka için 260 kg.'dir.
Klasik sistemde asklar, mertekler birbirlerine çivileme yöntemi ile
sabitlendiğinden taşıma kapasiteleri yeterli olamamaktadır. Bugünkü
yeni sistemlerde bağlantılar taşıma kapasiteleri belirli ankrajlar
ile yapılmaktadır. Yeni sistemlerde çatı makasları üstleri 12 mm.
kalınlığında kontrplak ile kaplanır, kontrplağın üstüne nem kesici
membran bunun üstüne de kiremit veya başka malzeme uygulanır.
Makaslar arası boşluklar tüm tesisat boruları için ideal ortam
oluşturur. Makaslar arası boşluklardan geçirilen ahşap elemanlarla
tüm sistem dış duvardan dış duvara sabitlenir, bir diyafram
oluşturulur. Ayrıca makaslar arasına uygulanan ısı ve ses izolasyonu
dolayısıyla yapıda ısı kayıpları önlenir.
Ormanlar ne olacak?
Eğer ahşap yapılar artarsa ülkemizdeki ormanlar yok olur dersek,
Amerika'da tüm yapılarda kullanılan ahşap dolayısıyla artık orman
kalmaması gerekirdi. Demek ki; bu sadece insanları ürkütmek için
söylenen bir söz. Demek ki; ormanlar bitmiyor, neden? Çünkü;
kestiğinin yerine dikersen dünyada kendini yenileyen tek yapı
malzemesi ahşıap olduğundan, orman bilinçli bir üretimle hiçbir
zaman azalmayacak. Bugün Amerika'da kesilen 100 ağacın yerine123
ağaç dikiliyor. Her 20 senede bu ormandan hasat alınıyor. Demek ki;
orman bir tarım ürünü bu sebepte de ormanlar Amerika'da Tarım
Bakanlığı kontrolu altındadır. Tarım Bakanlığı orman ürünlerinin
tanıtımını ve pazarlamasını yapıyor. Eğer bu malzemenin bitme gibi
bir riski olsaydı pazarlaması durdurulurdu. Sadece küçük bir
hatırlatma; Güney Amerika'da Şili küçük bir ülke, fazla doğal
kaynağı olmayan bir ülke fakat ormancılığı kendilerine bir doğal
kaynak olarak aldılar. Devamlı şekilde kereste ihraç eden bir ülke
oldular, ormanları da bitmiyor neden? çünkü bilinçli dikim ve kesim
yapılıyor. Demek ki; istenirse oluyormuş.
Nitelikli ahşap nasıl bulunacak?
Türkiye coğrafi bölge olarak çok şanslı bir konumda çünkü dünyanın
en büyük orman kaynaklarına sahip Rusya yanımızda. Ahsap yapılarda
kullanılan ahşap cinsleri ladin, göknar ve sarıçam. Bu ahşap
cinslerinin hepsi Rusya'da var. Rusya şu anda kendi ahşabını, ahşap
yapıların en geniş olarak yapıldığı Amerika, Finlandiya, Japonya ve
başka pazarlara ihraç ediyor. Tabi ki bu arada Türkiye’de Rusya’dan
ahşap alıyor. Dünya pazarında ahşabın fiyatı neyse, Türkiye’ye de
aynı fiyatlarla ahşap getiriliyor, hatta daha ucuz çünkü nakliye o
memleketlere göre Türkiye için cok daha ucuz. Yani ahşap pahalı
demek bir alışkanlık olmuş. Demek ki; yapısal nitelikli ahşap her
zaman bulunuyor. Kaldi ki ülkemizde de yerli aynı cins yapısal ahşap
piyasada bulunuyor.
Enerji; ülke ekonomisindeki kambur!
Bugünlerde hepimizin bildiği tek şey ülke ekonomisindeki en büyük
giderin enerji gideri olduğu. Bu böyle olunca gelismiş ülkeler bu
gideri kısmak için ellerinden geleni yapıyorlar, enerji giderini
üretim sanayinden tüketim sanayine kadar en az kullanan evler,
arabalar, fabrikalar dizayn ediyorlar. Yeni sistem ahşap duvar
panelleri ısı izolasyon değerleri klasik sistem tuğla duvar ısı
değerinden en az 10 misli fazla, bu demek ki yeni sistem ahşap
yapıyı ısıtmak için gerekli yakıt gideri çok daha düşük. Bu demek ki
hem aile bütçesi hem de ülke bütçesi bundan fayda görecek. Üretim
sanayinde malzeme üretiminde gerekli olan enerji giderlerini gözden
geçirelim: 1 ton üretim için: makina halisi 12.27 milyon BTU, çelik
dikme 26.67 milyon BTU, aluminyum 32.milyon BTU, beton 86.31milyon
BTU, tuğla 175.22 milyon BTU, kontrplak 6.00 milyon BTU, ahşap I-joist
4.14 milyon BTU,
ahsap kereste 2.91milyon BTU.
Yukarıdaki üretim enerji gider değerleri neden ahşabın yapı
malzemesi olarak batı ülkelerinde tercih edildiğini göstermektedir.
Çevreye, doğaya, havaya, gürültü kirliliğine etkileri:
Çevre, doğa, hava ve gürültü kirliliği yaratmaz, hem hammadde olarak
hem de üretilmiş ürün olarak çevrecidir. Ormanlar havayı temizler,
sağlığımıza faydalıdır. Genç ormanlar havayı yaşlı ormandan daha
fazla temizler demek ki yaşlı orman kesilip yeni fidanlar
dikilmelidir. Ahşap yapılar insan sağlığına yan etkisi olmayan
yapılardır. Nem oranı çok düşük, ısınması çok daha kolay, yazın
serin mekanlar yaratır, çünkü ahşap kendi başına izolasyon değeri
çok yüksek olan bir malzemedir. Orman ürünleri üretimleri başka
malzemelerle karşılaştırılınca çevreye en az zarar vererek, en az
enerji kullanarak üretilendir. Kereste fabrikalarındaki tüm ürünler
geri dönüşümlüdür. Kereste kalitesinde olmayan ahşap; kontrplak,
OSB, MDF ve sunta olur. En kötü ihtimalle hiçbir sey olmuyorsa odun
olarak ısıtmada kullanılır. Deprem sonrası yıkılan betonarme
binaların molozları ne oldu? Ne yazık ki hepsi çevreye yayıldı,
denizler dolduruldu. Eğer bu yapılar ahşap olsaydı hem bu kadar
fazla yıkılan olmayacaktı hem de yıkılan binalardaki ahşap geri
dönüşümlü olacaktı. Kullanılabilecek gibi olanı kullanılır, geri
kalanı yakılarak çevre kirliliği yaratmadan yine faydalı olurdu.
Amerika'da doğal afetler oluyor, binalar hasar görüyor fakat yine
yenisi ahşap olarak yapılıyor. Neden acaba? Çünkü insanlar ahşap
yapı sisteminin faydalarını biliyorlar.
Yangına nasıl önlem alınacak:
Evet, ahşap yanıcı bir malzeme böyle olunca eskiden olmuş, günümüze
kadar konuşularak gelmiş olan yangın hikayeleri bizleri korkutuyor.
Ama eski ahşap yapılarla bugünkü Amerikan sistem ahşap yapılar
arasında çok önemli bir fark vardır. Eski yapılarda tüm bina olduğu
gibi ahşaptandı, yani hem taşıyıcı sistemi hem iç ve dış kaplaması
ahşaptı. Böyle olunca tabi ki yangına çok daha müsait oluyordu. Yeni
Amerikan sistem ahşap yapılarda binanın sadece taşıyıcı sistemi
ahşaptır. Dış kaplama ahşap üstüne sentetik yanmaz sıva veya yanmaz
yalı baskıdır. İç kaplama ise minimum yangına bir saat dayanıklı
alçı levhalarla kaplanır. Bu sistemle yapılan yapılar dünya itfaiye
teşkilatları tarafından istenen minimum bir saatlik yangın önleme
zamanını karşılamaktadır. Bitişik nizam yapılan ahşap binalarda her
iki bina arasında yangın önleme duvarları yapılmaktadır. Bu sistemle
Amerika'da bitişik nizam ve apartman olarak altı katlı yapılar
yapılmaktadır. Bu binalar tüm sigorta şirketleri, kredi veren
bankalar tarafından onaylanmıştır. Ve de insanlar hiçbir şekilde
çekinmeden bu tip yapılarda yaşamaktadırlar. Eğer insan hayatının
değerli olduğu bir ülke varsa orası Amerika'dır. Bu ülke kendi halkı
için zararlı olacak bir yapı tarzını katiyen kabul etmez. Unutmamalı
ki; betonarme yapılar eğer yangına maruz kalırlarsa kolon ve
kirişlerin içindeki çelik genleşerir, betonla bağlantısı kesilir,
yapının taşıma kapasitesi büyük ölçüde yok olur. Buna en güzel örnek
deprem illerinde alt katlarında ekmek fırını, yüksek ısı ile çalışan
iş yerlerinin bulunduğu binalardır. Bu binaların hemen hemen hepsi
çöktüler.
Hafif yapı hayat kurtaran yapıdır:
Depremde yıkılan yapılarda en önemli sorunlardan biri betonarme ağır
yapıların çökmesi sonucunda ağırlıkları dolayısıyla içindeki tüm
eşyaları ezerek hiçbir yaşam alanı bırakmaması bu sebeple çok az
sayıda insan hayatının kurtulabilmesidir. Ayrıca betonun son derece
ağır bir malzeme olması sebebiyle yapılan kurtarma çalışmaları
sadece ağır makinelerle yapılabilmektedir. Yeterli sayıda inşaat
makinası bulunmaması, bir makinanın ancak bir binada çalışabilmesi
dolayısıyla kurtarma çalışmaları çok yetersiz kalmaktadır. 100
m2'lik betonarme ve ahşap yapı ağırlık olarak karşılaştırıldığında,
betonarme yapı 100 ton, ahşap yapı 10 ton ağırlığındadır. Yani 10
misli bir fark. Yeni sistem ahşap yapı hafifliği dolayısıyla
yıkıldığında içinde çok daha fazla yaşam alanı oluşur. Bu da bu tip
yapılarda can kaybının çok az olmasını sağlar. Kaldi ki ahşap
yapılarda kurtarma çalışmaları balta, kazma, balyoz, el testeresi
gibi el aletleri ile hemen hemen herkes tarafından ağır inşaat
makinaları beklenmeden yapılır. Böylece hayat kurtarmak için gerekli
hızlı zamanı sağlar. Kaliforniya'da 17 Ocak 1994 yılında olan 6.7
‘lik depremde can kaybı sadece 69 kişidir. Hayatını kaybedenlerin
40'ı yollarda beton viyadükler altında hayatını kaybederken geri
kalan 20'si diğer yapılarda hayatlarını kaybettiler.
Kaliforniya’daki evlerin %95 ahşap yapı olduğundan can kaybı bu
kadar az olmuştur.
Bu teknoloji ülkemizde var mı?
Amerikan sistem yapı teknolojilerini geliştiren sirket (MiTek) şu
anda ülkemizde faaliyette olup bu yapıları üretmek için gerekli tüm
ürünleri üreticilere sağlamaktadır. MiTek statik program, çelik
bağlantı plakası, çelik ankraj elemanları, üretim makinaları ile her
kapasitede tam teşekküllü ahşap yapı üretim tesisleri kurar. MiTek
web sayfalarından daha detaylı bilgilere ulaşmak mümkündür. www.mii.com.
veya
www.mitekinc.com
Ahsap yapı ekonomik mi?
Ülkemizde artık Amerikan tarzı yapı üretimi yapan fabrikalar var
olup üretimlerini lisans anlaşmaları doğrultusunda Amerikan
standartlarında yapmaktadırlar. Kullanmış oldukları ürünler ithal
olup kaliteden hiçbir ödün verilmez. Tüm yapıların dizaynları
bilgisayar sistemlerinde hazırlanıp üretimleri buna göre yapılır.
Her tipte serbest yapı dizaynı yapmak mümkündür. Ahşap yapı karkas
fiyatları metrekare olarak 70 USD civarından başlar. Yeni
teknolojilerle yapılan ahşap yapı fiyatlarını deprem yönetmeliğine
uygun betonarme yapı fiyatlarıyla karşılaştırmanız lehinize
olacaktır. Yeni sistem ahşap yapıların inşaat zamanı kısadır.
Yapınızın maliyetini kuruşuna kadar hesaplayabilirsiniz. Betonarme
yapı gibi zaman kaybı ve buna bağlı olarak hergün değişen fiyatlar
olmadığından ekonomik bir yapı sahibi olursunuz. Ahsap yapıların
enerji giderinden sağladığı ekonomi de göz önüne alınırsa yeni
teknolojilerle yapılmış ahşap yapılar çok daha ekonomiktir.
|
|
|
|