Ahşap insan konforu için bahşedilmiştir.

 

     

Ahşap evler insanlar için mükemmel konfor ortamı ve sağlıklı yaşam şartları oluştururlar. Bu ahşabın belirli özelliklerinden kaynaklanır :

■  Ahşap doğal bir malzemedir. Bünyesinde radon gazı yoktur. Nefes alma özelliği radon konsantrasyonunu minimuma düşürür.

■  Ahşap evlerde rutubet olmaz.

■  Ahşabın ısı sığası çok azdır
.

 

 

  Ahşap yapılar depreme çok dayanıklıdır.

Ahşap hafif ama sağlam bir malzemedir. Ağırlığının çok üstünde yük taşıma kapasitesine sahiptir. Bu özelliği ile yapı strüktüründe sağlamlık açısından betonarme ve çeliğe fark atmaktadır.Bu özelliği nedeniyle ahşap yapılar hafif olurlar ama diğer yapı malzemeleri kadar yük taşıyabilirler. Ahşap inşaat yapımı kolaydır. Ahşap elemanların birleştirilmesi beton ve çeliğe nazaran çok daha emniyetlidir.

Ahşap hafif ama sağlam bir malzemedir. Ağırlığının çok üstünde yük taşıma kapasitesine sahiptir. Bu özelliği ile yapı strüktüründe sağlamlık açısından betonarme ve çeliğe fark atmaktadır.Bu özelliği nedeniyle ahşap yapılar hafif olurlar ama diğer yapı malzemeleri kadar yük taşıyabilirler. Ahşap inşaat yapımı kolaydır. Ahşap elemanların birleştirilmesi beton ve çeliğe nazaran çok daha emniyetlidir.

 

 

 

 

Ahşap yapılar prestijlidir.

 

Ahşabın doğasında prestij vardır zaten... Buna tasarım ve uygulama kolaylığı da eklenince , Boğaziçi yalıları gibi hayranlıkla izlenen ve unutulmayan yapılar yapılmasına olanak verir. Günümüzün bilgisayar ile tasarım imkanları ve teknolojinin getirdiği imkanlar ile dünya çapında prestij simgesi yapılar yapılmaktadır.

 
Ahşap yapılar hormonsuzdur

 

Post modernizmin tüketim kültürü yapı malzemelerine de sirayet etmiştir. Bugün yapılan yapılarda kullanılan çeşitli endüstriyel malzemelerin insan sağlığına hangi faydaları veya zararları olduğu konusunda pek bilgi sahibi değiliz.

Ancak dikkatli gözler ve duyarlı beyinler doğal malzemeler ile endüstriyel malzemeler arasındaki bariz farkı görmektedir.

Yaygın olarak kullanılan inşaat malzemelerinin bir çoğunda kanserojen olduğu aslında farkedilen ama bilimsel olarak henüz ispat edilememiş birçok zararlı madde vardır.

Oysa ahşap yapılar doğaldır. Hormonsuzdur.

 

 
 
Ahşabın bakımı kolaydır

 

Ahşap yapıların bakımı yeni gelişen emprenye teknikleri ve su bazlı boyalar ile son derece kolay hale gelmiştir. %100 doğal su bazlı ahşap koruyucular ile korunarak inşa edilen evlerin 10-15 yılda bir boyanması onları yüzyıllara dayanır hale getirmektedir.

 

 

  Ahşap yapılar uzun ömürlüdür

Ahşap evlerin dayanıksız olduğu çürüdüğü gibi yaygın bir kanaat vardır. Oysa gerçek bunun tam tersidir. betonarme ömrü yaklaşık 100 yıl ile sınırlı bir malzemedir. Çelik ise bakımı yapılmazsa betonarmeden çok daha kısa süre içinde paslanır.

 
Oysa ahşap doğru kullanıldığında yüz yıllarca ayakta durmaktadır.

Doğal taşlar ise binlerce yıllık insanlık macerasını bize ulaştıran en uzun ömürlü yapı malzemeleridir.

 

 İşletmesi kolaydır

 

 

 

 

Ahşap ısı sığası düşük olduğu için ,yazın serin kışın ise sıcak olur. beton evlere göre çok daha kolay ısıtılabilir ve soğutulabilir.

Isı sığası veya ısı kapasitesi, bir maddenin sıcaklığını 1°C değiştirmek için gerekli olan ısı miktarıdır.Başka bir ifade ile bir cismin ısısının sıcaklığına göre türevidir.Cismin kütlesi ile öz ısısının çarpımına eşitttir.

C= ( σQ / dT )

ifadesi ile genelleştirilir. Bu ifadede δQ ısı değişmesini, δT sıcaklık değişmesidir. SI sisteminde birimi joule/Kelvin'dirBir cismin birim kütlesinin sıcaklığını birim derece değiştirmek için gerekli olan ısı ise özgül ısı sığası ya da özgül ısı olarak adlandırılır. SI sisteminde birimi joule/gram Kelvin 'dır.

 

 

 

Dünyanın en soğuk ülkelerinden biri olan Finlandiya'da yapıların çoğunluğu ahşaptır. Çünkü ülke soğuktur ama ahşap sıcaktır.

 

  Ahşap çevreye uyumludur

 

Ahşap inşaat esnasında çevreyi kirletmez.

 Ekonomik ömrü bitince doğaya hemen geri döner..

 

 

 

Ahşap kullanmak  " iklim değişikliği " ne karşı etkili bir önlemdir.

Küresel sıcaklık artıyor. 20. yüzyıl kayıtların başlamasından beri en sıcak yüzyıl..Buzullar eriyor: Kuzey kutbunun yüzeyi 1950’den beri %50 azaldı. Deniz seviyesi yükseliyor. Doğal felaketler artıyor. Atmosferdeki CO2 konsantrasyonu sanayi devriminden beri %30 artmıştır. Şu anda yılda %0,5 artmaktadır. 2100 yılında iki katına çıkmış olacak.Bu yüzden küresel sıcaklıkların yüzyılın ilk yarısı boyunca her on yılda 0,1 ila 0,4         °C  artacağı tahmin öngörülmektedir..

 

   
 

Ormanlardaki CO2depolama

Avrupa ormanları dev karbon depolarıdır ve 47.000 milyon ton karbon depolamaktadırlar. Ormanlar büyüdükçe daha fazla karbon absorbe ederek depolamaktadırlar. Ahşap kullanımı daha fazla orman büyümesini teşvik eder .Avrupa’da yasalar kesilen ağacın yerine ağaç dikilmesini mecbur eder .Verimli bir ahşap pazarının oluşması orman yönetimine yatırım yapılmasına finansal teşvik sağlar.

Ürünlerdeki CO2 depolaması

Ahşap kullanılması ile karbonun depolanması ağacın yasam ömründen daha uzun bir süreye yayılmış olur ve yeniden dönüşüm ile bu böyle devam eder. Ahşabın kullanılması ağacın olgunlaşma, ölme ve çürüme sürecine karşın karbonun yayılmasını engeller..

Yerini alma etkisi

Ahşabın düşük enerji içermesinin faydalı etkisi, yüksek enerji içerikli alternatif ürünlerin yerini ahşabın almasıyla artacaktır. Diğer yapı materyalleri yerine kullanılan her m3 ahşap karbon emisyonunun ortalama 1,1 ton azaltmaktadır. Ormanlarda depolanan karbondioksit ile kombine edildiğinde, her metreküp toplam 2 tonu saklamaktadır.

Düşük enerji içeriği

Enerji içeriği’ bir materyal veya ürünü yaratmak için kullanılan enerjidir. Bir yapının yaşam süresi boyunca kullanılan enerjinin yüzde 22’sinin materyalden geldiği düşünüldüğünde bunun önemli ortaya çıkmaktadır. Ahşap yapı malzemeleri içinde enerji içeriği en düşük olandır. Ve, her metreküp büyümede, ağaç 1 ton karbondioksiti absorbe eder ve 0,7 ton oksijen yaratır

Termal verimlilik

Ahşap bir yapının yaşam süresi boyunca CO2 saklamaya devam eder, çünkü doğal termal verimliliği sayesinde enerjiyi saklar. Termal verimliliği betona göre 15 kat daha fazladır.Termal verimliliği çelikten 400 kat fazladır. Termal verimliliği alüminyumdan 1770 kat fazladır. 2,5 cm lik ahşap bir kerestenin termal verimliliği 1,4 cm lik bir taş duvardan daha fazladır.

Geri dönüşüm ve enerjinin geri kazanılması

İlk kullanımından sonra ahşap tekrar tekrar kullanılabilir veya geri dönüştürülebilir.Ayrıca yanma ile enerji üretmekte kullanılabilir. Bu şekilde güneş enerjisi verimli bir şekilde depolanmaktadır. Fosil yakıtların yerine kullanılarak karbondioksit kazanımı sağlar.

 

                  Ahşabın radon değerleri düşüktür
 

Beton evlerde 300-400 bekerel radon ölçülürken , ahşap evlerde bu 30 bekerel seviyesindedir.Dünya Sağlık Örgütününe göre dünyadaki akciğer kanserinin %15'ine RADON sebep oluyor. Radon topraktan havaya geçen doğal bir radyoaktif gazdır

 

 

 

Genlerimizde dahi ahşap var

 
 

 

 

 

 

 

 

   
Anadolu Dünya'da ahşap yapı kültürünün en geliştiği coğrafyaların başlarında gelmektedir. Dünyanın ahşap yapı kültürüne sahip Japonya gibi ülkelerinde bu gelenek yaşatılırken, bizde yüzeysel batı hayranlığı sonucu terk edilmesine ve hoyratça yok edilmesine rağmen kalan eserler toplum hafızamızın tazelenmesine yetip de artmaktadır.    

 

 

 

 Mimar Çelik Erengezgin'in muhteşem mücadelesi.

Çelik Erengezgin'in  internet üzerinde çeşitli forumlarda ahşap ve ahşap yapılar hakkında yaptığı tartışmaların bir özeti.

Depreme karşı " AHŞABIN GÜCÜ"



BİLDİĞİMİZ AĞAÇ , YANİ AHŞAP , YANİ TAHTA !.. Diğer inşaat malzemeleri ile fiziksel ve mimari özelliklerini karşılaştırdınız mı hiç ? 

Doğanın bize mükemmel iç yapısı ile hazır olarak sunduğu bu harika malzemenin akıllıca kullanımı ile nelerin çözüme ulaştığı, hangi formların olanaklı hale geldiğini ,bilgisayar ortamındaki görsel sunu ile izlemiş olacaksınız.. 

Önce, bir dizi özet soru ile durum tespiti  yapalım isterseniz.. 

Ardından , bize bu soruları sordurtan güzel Ülkemizin insan hamuruna bir göz atalım ve son olarak yabancı bir uzmanın Ekim başlarında, İstanbul Yapı Endüstri Merkezinde verdiği konferansın Türkçe metnine kulak verelim isterseniz !.. 

Son olarak dediğime bakmayın.. Son söz yine bizim olacak. 

Çünkü bu Ülke bizim !..

Çünkü burada, aklımızı kullanarak mutlulukla yaşayabilecek iken , birilerinin akılsızlığına uyup kahırla ölmekte olan, bizleriz !..

 

DEPREME KARŞI "AHŞABIN GÜCÜ" -1


AHŞABA YÖNELTİLEN TEMEL SORULAR :

1- YANMAZ MI ?

2- ÇÜRÜMEZ Mİ ?

3- ORMANLAR YOK OLMAZ MI ?

4- SAĞLAM OLUR MU ?

5- ÇOK KATLI OLUR MU ?

6- EKONOMİK OLUR MU ?

 

ve cevapları : ( Size bir kopya vermek istiyorum. Bütün bu tartışmaların özetini merak ediyorsanız lütfen yukarıdaki altı sorunun sadece ALTI ÇİZİLİ kısımlarını okuyunuz.. Yanıtları bulacaksınız.. )

Bunlar sizi tatmin etmedi mi ? Öyle ise bu yazıyı okumaya başlamakla iyi ettiniz..

1- Amerika'daki konutların ortalama % 90'ının,Kaliforniya?da ise %99 unun ahşap olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

2- Amerika?da , 50 m2'lik "panolu" bir ahşap evin kaba montajını; iki işçinin 5 SAATTE, tüm işçiliğini BİR HAFTADA bitirebildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

3 - Yine Amerika?da ortalama büyüklük olan ; 92 m2'lik MÜSTAKİL bir ahşap evin kaba yapısının 9815 $ A YANİ ;106 $ M2 ye bitebildiğini bu hali ile betonarme bir evden % 30 İLA % 50 DAHA UCUZA çıktığını ; halı,seramik, elektrik , sıhhi tesisat ile ısıtma sistemi dahil m2 maliyetinin 97 MİLYON TL'Yİ , EVİN TOPLAM MALİYETİNİN ORTALAMA ; 9 MİLYAR TL'yi GEÇMEDİĞİNİ BİLİYOR MUYUZ ?

4- Deprem sigortası priminin beton evlerde ahşap eve göre 5 MİSLİ FAZLA olduğunu ve bütün bu sebeplerden Amerika'da betonarme evde oturmanın bir LÜKS olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

5- Köprülü yalısı 17.YÜZYIL sonlarında inşa edildiğinde Amerika'nın henüz tarihte yer almadığını BİLİYOR MUYUZ ?

6- Şu günlerde İngiltere?de 6 KATLI ahşap sosyal konutların inşa edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

7- Paris'te de 200 M YÜKSEKLİĞİNDE ahşap DOĞAYA SAYGI KULESİ'nin yapılmakta olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

8- Bunlara karşılık , DÜNYANIN EN BÜYÜK TARİHİ AHŞAP BİNASININ 100 M boyu , sekiz katlı bina yüksekliği ile tam 100 yıldır ayakta olan Büyükada'daki Rum Yetimhanesi olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

9- Betonarmenin ahşaba göre 5 KAT, çeliğin 13 KAT ağır olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

10- 100 m2'lik betonarme karkas sistemin yaklaşık 75 ton, 100 m2'lik ahşap karkas sistemin ise 2.5 - 4 ton arasında geldiğini, böylece temele gelen yüklerin 20 ila 30 kere daha az olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

11- 1cm Kontra plağın veya ahşabın 16 cm betonun ısı izolasyon değerine eşit olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

12- Ahşap kullanılarak 1790 DA 108 METRENİN Ren nehrinde "Limmat" köprüsünde geçildiğini, bugün 160 m açıklığın çatılarda rahatça geçilebildiğini ve şu anda 250m'nin de geçilmek üzere olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

13- Hesap sonucu çıkan ahşap kesitinin biraz daha büyüğü kullanıldığında, dıştaki kömürleşen tabakanın doğal bir izolasyon sağlayarak iç ahşabın YANMASINI GECİKTİRDİĞİNİ BİLİYOR MUYUZ ? "YAKLAŞIK 80 SORU,CEVAP VE ÇÖZÜM ÖNERİSİ İLE SÜRECEK OLAN BU DİZİ,YAŞAMIN SORGULANMASIDIR.."

14- Belli bir açıklıktan sonra kendini bile taşıyamayan betonun havlu attığını,koruma tedbiri alınmazsa çelik çatının,önce aşırı genleşme yüzünden deforme olarak taşıyıcı özelliğini kaybettiğini 600 DERECEDEN İTİBAREN çökme riski taşıdığını ve bu yüzden 15 DAKİKA içinde çökebildiğini,ısıda genleşmesi sıfır olan ahşap çatının ise yanarak taşıyıcı gücünü kaybedene kadar ORTALAMA BİR SAAT ayakta kalabildiği ve bu yüzden canımızı kurtarabildiğimizi BİLİYOR MUYUZ ?

15- Amerika'nın en büyük ve ünlü yapım firmalarından Skidmore, Ovings&Merrill'in inşa ettiği 120 x 200 m boyutlarında,17.500 kişilik Ütopya salonunun yapımında yine bu yüzden, yani YANGINA DAYANIKLI olması için ahşabın çeliğe tercih edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

16- 1225 de Ren nehrinde inşa edilen Basel köprüsünün 1903 yılına kadar 774 yıl hizmet verdiğini,13.ve 14.yüzyılda inşa edilen ; ahşap kolon ve çatıları olan Kastamonu: Mahmutbey,Beyşehir: Eşrefoğlu ve Afyon Ulu Camilerinin, özel bir bakıma sahip olmaksızın 600 İLA 700 YILDIR ayakta olduğunu BİLİYOR MUYUZ?

17- 1500 yaşındaki AYASOFYA'da kemerlerin arasındaki gergi çubuklarının en eskilerinin AHŞAP olduğunu, yani dünyanın en ünlü ve eski yapılarından birinin,ASIRLARDIR AHŞABA GÜVENDİĞİNİ BİLİYOR MUYUZ ?

18- 20.yüzyılın başında "ömrü sonsuzdur" diye anlatılan betonarmenin fiziki ömrünün,KARBONATLAŞMA VE KOROZYON sorunu yüzünden ortalama 60 YIL olduğunun artık bilimsel olarak kabul edildiğini BİLİYOR MUYUZ ? "ÜLKEM İNSANININ SAĞDUYUSUNA GÜVENİYORUM

19- Ahşap yapılarda yaşayanların FİZYOLOJİK VE PSİKOLOJİK AÇIDAN kendilerini çok daha sağlıklı hissettiklerini, betonarme evlerde ikamete mecbur kaldıklarından rahatsızlandıklarını duymuşsunuzdur. Romatizma, astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozuklukları üzerinde, BİZLE BİRLİKTE NEFES ALAN AHŞABIN olumlu etkileri olduğunu, buna karşılık betonun ; sürekli RADON GAZI yayarak bedenimiz üzerinde TOKSİK ETKİ yaptığını da BİLİYOR MUYUZ ? 20- RADON ; radyoaktif bir gazdır. Bu yüzden,akciğer kanserinden ölenlerin % 14 ünün bina içi radona maruz kalanlar olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

21- Bu yüzden Amerika'da, bodrum katı beton olan evlerde RADON GAZI TAHLİYE ASPİRATÖRLERİNİN 24 SAAT ÇALIŞTIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?

22- İstanbul'da 398 ev üzerinde yapılan ölçümde 260 BEKARELe kadar değerler bulunmuştur.Bunların tümü beton evlerdir.. Zemini beton olan iki adet ahşap evde ; 10 BEKAREL ölçülmüştür. Zemini de ahşap geleneksel Japon evlerinde yapılan ölçümlerde ise EN ÇOK 2.9 BEKAREL radon ölçülebildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

23- Tünel kalıp tekniği ile betondan imal edilen apartmanlarda duvarlarda da mevcut çift kat hasır demirin arasından mecburen geçen 220 VOLT TAŞIYAN TELLER YÜZÜNDEN ELEKTRİK ALANI OLUŞTUĞUNU, zihinsel ve fiziksel sağlığımızın bu yüzden risk aldığını da BİLİYOR MUYUZ ? "SABRINIZ ÖLÇÜSÜNDE DEVAM EDECEK BU SORULAR !..AMAÇ HİÇ BİR MALZEMENİN FANATİKLİĞİNİ YAPMAK DEĞİL, SADECE YERLİ YERİNE KOYMAK.."

24- Türkiye yüzölçümünün % 26 sının ORMAN ALANI olduğunu, Avrupa ortalamasının da % 27 olduğunu,bu oranla Türkiye'nin,Avrupa ülkeleri içinde en büyük orman yüzeyine sahip olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

25- Orman alanlarımızın ÜÇTE BİRİNİN;KIZILÇAM yani,yapı kerestesi olmaya en uygun türlerden olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

26- Buna karşılık orman alanlarımızın % 60'ININ BİLİNÇSİZ BAKIM YÜZÜNDEN BOZUK OLDUĞUNU, dünya ortalaması % 5 iken, bizde orman ürünlerimizin % 60'ının yakacak olarak kullanıldığını BİLİYOR MUYUZ ?

27- Dünyada ahşabı inşaat sektöründe kullanan ülkelerde ORMANLARIN KÜÇÜLMEDİĞİNİ,tersine ; bilimsel bir yaklaşım ve bilinçli bir koruma anlayışı ile hızla BÜYÜMEKTE OLDUĞUNU BİLİYOR MUYUZ ?

28- Amerika'da ormanların her yıl kesilen miktarının % 23 Ü KADAR BÜYÜMEKTE olduğunu ,yani kesilen her 100 AĞACA KARŞILIK 123 AĞAÇ yetiştiğini BİLİYOR MUYUZ ? (İnternette araştırma yapabilirsiniz)

29- Son yıllara kadar TÜM UZAKDOĞU'nun ; Japonya,Kore, Tayvan ,Çin gibi ülkelerin tomruk ihtiyacını karşılayan Amerika?da her sene ormanların ,YÜZÖLÇÜMÜ VE AĞAÇ MİKTARININ ,ORTALAMA % 10 ARTTIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?

30- Bu bilinçli yaklaşım sırasında , HAŞARATA DAYANIKLI FİZİKİ MUKAVEMETİ YÜKSEK, HIZLI BÜYÜYEN süper ağaçların geliştirildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

31- Yeni dikilen ağaçların, havanın karbondioksitini yaşlı ağaçlara göre çok daha hızlı filtre ettiğini, böylece GENÇ ORMANLARIN, şehirlerdeki CO2 yoğunluğundan bizi çok daha çabuk kurtarabileceğini BİLİYOR MUYUZ ?

32- Bu yüzden,BİLİNÇLİ KESİM İLE ORMAN YÜZEYİNİ YENİLEMENİN,ekolojik dengenin daha çabuk kurulmasını sağlayacağını BİLİYOR MUYUZ ?

33- Bu sebeplerden "GREENPEACE" örgütünün tüm dünyada ahşabın yapıda kullanılmasını desteklediğini BİLİYOR MUYUZ?

34- Akıllı bir ahşap sanayii ve orman politikası ile, Amerika'daki hızın yarısı olan % 5 BÜYÜME İLE,14 YILDA orman alanımızı 2 MİSLİ büyütebileceğimizi BİLİYOR MUYUZ?

35- Depremde bizi öldürenin "SADECE BETONUN AĞIRLIĞI" olduğunu,ahşap evlerde ölüm riskinin sıfıra yakın olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

36- 20 yıl önce İstanbul'un kültür mirası olarak korunması projesi içinde İstanbul'a gelen Japon uzmanların, dünyada depreme karşı en dayanıklı yapının OSMANLI AHŞAP KARKAS SİSTEMİ olduğunu söylediklerini BİLİYOR MUYUZ ?

37- Kobe depreminden sonra,BİZİM ASIRLARDIR BİLDİĞİMİZ yöntemlerle sağlamlaştırmayı nihayet akıl ettikleri; ağır çatılı ve çöp bacaklı Japon sisteminin ve hantal kesitli Avrupa sistemlerinin değil, bizim ATAMIZDAN KALMA çapraz çatkılı konstrüksiyona özellikle işaret edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

38- Ekonomik kesitli ve akıllıca çatılmış eski ahşap yapılarımızın sağlamlığını elde edebilmek için,o yıllarda, "bizim teknolojik bilgimize" sahip olamayan İngiltere'deki eski yapılarda 3 MİSLİ KALINLIKTA ahşap kullanıldığını BİLİYOR MUYUZ ? EVET SONUNA KADAR GİDECEĞİZ.. YILMAK YOK ! ÇÜNKÜ BUNA HAKKIMIZ YOK..İZLEYENLER LÜTFEN KATKIDA BULUNSUNLAR. Kİ İZLEMEYENLER KAÇ KİŞİ OLDUĞUMUZU BİLSİNLER..TEŞEKKÜRLER. Ç.E

39- Kesimlik ormanı olamayan İngiltere'de "ahşap" ithal edildiğinden, iğer yapı malzemelerine göre pahalıdır.Buna rağmen BÜYÜK BİR HIZLA İNŞA EDİLDİĞİNDEN, dolayısı ile çok daha KISA SÜRE KREDİ FAİZİ ÖDENMESİ GEREKTİĞİNDEN ve çok daha YÜKSEK İZOLASYON DEĞERLERİNE ULAŞILABİLDİĞİNDEN ahşap evlerin kargire yani taş ve tuğla evlere tercih edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

40- AHŞABIN ÇELİĞE GÖRE BAKIM MASRAFLARI ÇOK DAHA AZ OLDUĞUNDAN ve KİMYASAL ETKİLENMESİ OLMADIĞINDAN İngiltere'de yüzme havuzlarında ve kimyasal malzeme ambarlarında da tercih edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

41- Amerika'daki eski evlerin % 40 ININ MİMAR VE MÜHENDİS DENETİMİNDE YAPILMADIĞINI VE RİSK TAŞIMADIKLARI İÇİN DE DEPREM SİGORTASINA SAHİP OLMADIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?

42- SADECE AHŞAP oldukları için, depreme karşı alınması gereken 32 tedbirin % 30 u eksik olan Kaliforniya evlerinin buna rağmen, Körfez depremine eş büyüklükteki depremde SADECE 25 İNSAN KAYBI verdiğini BİLİYOR MUYUZ ?

43- Sıkı bir denetimin ve sigorta şirketlerinin sorunu çözebileceğini sananların,Türkiye'de yaklaşık 30 bin mimar ve bir o kadar inşaat mühendisi olduğunu, bunların tümünün sigorta şirketlerinde maaşlı memur olarak çalışmaları halinde bile, Ülkenin ihtiyacı olan YILLIK 500 BİN konut kapasitesini denetlemeye yetemeyeceğini BİLİYOR MUYUZ ? DAHA BİLMEDİĞİMİZ VE BİLMEK İSTEMEDİĞİMİZ ÇOK ŞEY VAR. BUNLARI UNUTMAMIZ BAZILARININ İŞİNE GELDİ ÇÜNKÜ..AMA KAYBOLAN BİZİM CANLARIMIZDI.. Y.Mim.Çelik ERENGEZGİN

44- Eldeki insan kaynağı ile denetleme gücüne sahip olamayacağımız itiraf edilen betonarmeyi tekrar aynı hararetle kullanmaya kalkışmanın ve "bu kez sağlam olacak" sözüne inanmanın ASIL VE EN BÜYÜK CİNAYET olacağını artık GÖREMİYOR MUYUZ ?

45- Almanya?da tüm yapıların % 23 ünün, Fransa?da % 17 sinin , Türkiye'de ise % 95 inin BETON OLDUĞUNU BİLİYOR MUYUZ?

46- Gelişmiş ülkelerin hiç birisinde Türkiye kadar betonlaşma ile karşılaşmanın mümkün olmadığını ve onların bize göre DAHA APTAL olmadıklarını DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?

47- Çağın gereklerine uygun teknoloji ve mimari çözüm ile inşa edilen ahşap konutların "Türkiye?de de" BETON EVLERDEN DAHA UCUZA çıkabileceğini BİLİYOR MUYUZ ?

48- En basit teknoloji ile bile inşa edilebilen ahşap konutların bize "OTO KONTROL" olanağı verdiğini, dolayısı ile GÜVENLİĞİNİN çok kolay denetlenebileceğini BİLİYOR MUYUZ ?

49- ÜLKEMİZ TOPRAKLARININ % 92 SİNİN DEPREM RİSKİ TAŞIDIĞINI ve nüfusumuzun % 98 inin yani en az 59 milyon kişinin bu tehlike ile her an yüzleşebileceğini BİLMİYOR MUYUZ ?

50- Ve bize cevapları bulduracak bölümün son sorusu: Allah vergisi, doğanın hediyesi aklımızın, en azından geleceğini koruyabilmek için,gerekli kararı vermekten,YENİ VE GÜVENLİ ŞEHİRLERİ kurabilmekten aciz olmadığını DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?


ÇOK KATLI MI? AZ KATLI MI? Sonuç bölümüne gelmeden önce, "yeni ve güvenli şehirler" gündeme geldiğinde akla gelen ilk soruya yanıt aramanın sırası geldi.

K1-Dünya standardına göre ideal yerleşim yoğunluğunun; 100 DÖNÜME 150 İLE,10 DÖNÜME 150 KİŞİ ARALIĞINDA olduğunu. BİLİYOR MUYUZ?

K2- Bu oranın; en büyük eşikte,ortalama olarak; BİR KİŞİYE 666 m2, 3 KİŞİLİK BİR AİLEYE 2 DÖNÜM, 5 KİŞİLİK AİLE İÇİN 3.3 DÖNÜM alan demek olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

K3-Bu üst eşikte;arazinin yaklaşık yarısının; yollar, meydanlar ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlar olduğunu varsaysak bile,5 KİŞİLİK BİR AİLE İÇİN 1650 M2lik bir arsanın ayrılabileceğini BİLİYOR MUYUZ ?

K4-Batı standardı bahçeli yerleşimde alt eşik olan 10 dönüme 150 kişi de ise aynı aileye 160 m2 lik bağımsız bir arsa verilebilmekte. Bu ; da; 50+70=120 m2 iki katlı bir ev ve 110 m2 bahçe olanağı sunmaktadır. Bu bahçenin, doğrudan kişilerin kullanımına sunulmuş "aktif yeşil"alan olduğunu ve böylece toplu olarak ayrılması gereken "pasif yeşil" den tasarruf edilebileceğini düşünürsek,iki kat sınırını geçmeksizin,5 KİŞİLİK AİLE BAŞINA 200 M2 yi aşan bağımsız yeşil alan sağlanabileceğini BİLİYOR MUYUZ ?

K5-Türkiye'nin toplam alanının 800.000 km2 olduğunu, Devletin elinde; tarımsal,dağlık bataklık ve elverişsiz alanlar dışında 400.000 km2 arazi olduğunu BİLİYOR MUYUZ? (Devam edecek) EVET..GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ "ÇOK KATLIDAN BAŞKA ÇARE YOK!" DİYENLERİN DE ARTIK ŞAPKALARINI ÖNLERİNE KOYUP DÜŞÜNMELERİ GEREKECEK..

K6-Bu hesaba göre;Ülkenin YÜZDE 5'i olan 40.000 km2 nin yani40 milyon dönümün konuta tahsis edilmesi halinde,60 MİLYON NÜFUSUN"üst eşikte",BİNDE 5?i olan 4000 km2 nin yani 4 milyon dönümün tahsisi halinde ise"alt eşikte" fakat yine de bağımsız yeşil alana sahip olarak BİR VEYA İKİ KATLI EVLERDE OTURABİLECEĞİNİ BİLİYOR MUYUZ?

K7-Türkiye'yi boydan boya geçen,yani1.500km boyunda bir çizgi düşünün.Arada on misli fark olmasına rağmen hayallerimizi zorlayıp üst sınırı örnek olarak alsak bile, bu çizginin en çok 27km genişliğinde olacağını,tüm nüfusun BAHÇELİ EV DÜZENİNDE çizginin içine sığabileceğini BİLİYOR MUYUZ?

K8-Bu genişliğin,normal bir karayolları haritasında sadece 14mm KALINLIĞINDA BİR ŞERİT KADAR olduğunu,nüfusunun artacağı varsayımı ile 100 milyonluk bir Türkiye?nin bu haritada en fazla2,5cm yer tutacağını da BİLİYOR MUYUZ?

K9-19.yüzyılın sonlarında"Amerikan rüyası"olarak belirlenen üst eşikteki yaşantı,özel bir grup ilişkisi ve ekonomik paylaşım söz konusu değilse,örneğin klasik bir köy kurgusu ve tarımsal üretim söz konusu değilse,sosyal ilişkileri ve hizmet dağılımını zorlamaya başlamaktadır. Özellikle Ülkemiz gibi 50 yıldır"şehir yoğunluğu bağımlısı"olan halkın psikolojik tercihlerini de zorlayacaktır.Yeni olanakların yeni özlemler doğuracağını varsayarak fakat yine de gerçekçi bir yaklaşımla 10DÖNÜMDE 50KİŞİYİ,hesabımıza ve hayallerimize baz olarak alsak bile bize12.000km2 nin yeteceği bellidir.Bu alanın,TÜRKİYE'NİN YÜZDE BİR BUÇUĞU olduğunu BİLİYOR MUYUZ?

K10- "Çok katlı yapmalıyız,çünkü yer yok!" diyenlerin; BU HESABI BİLMEYENLER olduğunu,sadece MEVCUT RANTLARIN KORUNMASINA VE YÜKSELMESİNE hizmet ettiklerini DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?

K11- Çok katlı olmak uğruna kalabalıklaşan şehir merkezlerinde YARIM SAAT tıkanan trafikte bekleyen bir aracın,açık bir yolda aynı süre içinde ve aynı benzinle sizi 50km UZAKLIĞA götürebileceğini BİLİYOR MUYUZ?

K12- TOPLU TAŞIMAYA ÖNEM VEREREK ulaşım sorununu çözdüğümüzde,60 milyon nüfusun;BAHÇELİ,MÜSTAKİL VE EN ÇOK İKİ KATLI EVLERDE yaşayabilmesinin mümkün olacağını GÖREMİYOR MUYUZ ?

K13- 200 YILLIK APARTMAN KÜLTÜRÜNE SAHİP FRANSA'DA 1963 YILINDA yapılan bir halk oylamasında halkın %68'inin tek katlı evde oturmak istediğinin anlaşıldığını ve o tarihten beri iskan politikasının EN ÇOK İKİ KATLI KONUTLAR yönünde değiştirildiğini BİLİYOR MUYUZ?

K14- Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 1992 yılında Marmara Üniversitesine yaptırılan ankette 60.000 DENEK ile yapılan görüşme sonucunda Türk halkının %96 SININ TEK VEYA İKİ KATLI EVDE oturmak istediğinin anlaşıldığını BİLİYOR MUYUZ? K15-Tüm yönlendirme sorularının DPT tarafından titizlikle ayıklandığı bu ANKETİN KESİN SONUÇLARINA RAĞMEN iskan politikamızda az katlı konutlara doğru hiç bir değişimin görülmemesini DÜŞÜNDÜRÜCÜ BULMUYOR MUYUZ? Pazartesi günü sonuç kısmına geliyoruz.Sonra başka açılımlarla konuyu devam ettirmeyi düşünüyorum.Bu forum sayfasına iki kışı dışında katılım olmamasını da çok düşündürücü buluyorum.

Bu,biz miyiz ?..

S1- Ahşabın kendi AĞIRLIĞI AZ olduğundan,temele ulaşan yükler de azdır.Temel daima ekonomiktir..Çürük zeminlerde hatırlanmalıdır..

S2- Tahta,FARKLI İKLİM KOŞULLARINA dayanır.İşlem görmüş tahtalar TEMELLERDE dahi kullanılabilir.Özel boyalarla YANGIN DİRENCİ arttırılabilir."Emprenye" edilerek,yani kimyasal sıvılarla işleme sokularak ÇÜRÜME VE BÖCEK TAHRİBATI tamamen önlenebilir.

S3- Montaj ;İNSAN GÜCÜ İLE yapılabilir ve HAVA KOŞULLARINDAN ETKİLENMEZ..Aşırı sıcak ve soğuk,yağmur ve kar; ahşap hariç tüm yapı uygulamalarını engeller.

S4- MONTAJDAN HEMEN SONRA TAM YÜKLEME YAPILABİLİR.Böylece sağlamlığı denetlenebilir..İş bittiğinde yükünü almış yapı ayakta ise hep ayakta kalacaktır.Sonradan ortaya çıkan; kaynak hatası,eksik demir konulması,kalıbın erken alınması gibi hayati sonuçları olan benzer yüzlerce İMALAT KUSURUNU TAŞIMA RİSKİ SIFIRA YAKINDIR.

S5- Yapı söküldüğünde, çok az zayiatla YENİDEN KURULABİLİR. Onarım ve PLAN DEĞİŞİKLİĞİ çok kolaydır.. Bireysel müdahale olanağı verir..

S6- Ahşap kendi ÇEVRESİ İLE KİMYASAL DENGEDEDİR!.. Etkilenmez ve etkilemez..

S7- AHŞAP ENERJİ DOSTUDUR.İmal edilirken ve inşa edilirken diğer yapı malzemelerine göre çok daha az enerji kullanılır.Ahşap evi ısıtmak için de çok daha az enerji harcanır. (Devam edecek..Zihninizde sorular ya da itirazlar mı uçuşuyor? İzninizle biz de duyalım. Darılmaca yok. Bu bir bilgi platformu. Birbirimize gol atmak zorunda değiliz..)

S8- Betonun karışım suyundan ;sonraki sulamasına, çakılın büyüklüğünden; kalitesine, demirin kalınlığından; işleniş biçimine kadar yüzlerce faktörün bulunduğunu ve bu yüzden eldeki olanaklarla denetiminin olanaksız olduğunu ARTIK KABUL EDELİM..

S9- Çöken; çimento sanayiinin pompaladığı SİSTEMDİR. Daha çok benzin satılması için desteklenen otomotiv sektörünün, ve ardından,deniz ve demir yolu aleyhine geliştirilmek zorunda kalan oto yolların da katkısı ile Türkiye?nin başına betondan bir çorap örüldü.. ÇÖKEN VE 40 BİN KİŞİNİN ÖLÜMÜNE SEBEP OLAN BU SİSTEMDİR.

S10- Biz hala betonarme yapıların daha sağlam nasıl yapılacağını tartışıyoruz. Gelin bu kısır döngüden vazgeçelim. Ve AHŞABI TEKRAR SAYGIN YERİNE KAVUŞTURALIM. Amerika?nın, Kanada'nın, Avustralya'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın Almanya'nın Finlandiya'nın ve aklı başında tüm ülkelerin yaptığı gibi..

S11- Amaç ahşap fanatikliği yapmak değildir.Ahşap; Dünya örneklerinde görüldüğü gibi,çelik,beton,taş ve kerpiçle mükemmel bir uyum içinde kullanılabilir. Gerektiği yerde ve gerektiği biçimde.. VAZ GEÇMEMİZ GEREKEN BETON FANATİKLİĞİDİR !..

S12- Şehirler ortalama 20 yılda rant ve fonksiyon farklılaşması ile kabuk değiştirir. Biz bu günden itibaren akıllıca davranmaya başlarsak ve Tanrı bize bu kadar yıl avans verirse, TÜM DEPREM RİSKİNDEN her gün biraz daha ve 20 yıl içinde TAMAMEN KURTULURUZ.. ( Yoksa kurtulmak istemiyor muyuz ?... ) ( devam edecek..)


30 Temmuz 2000 tarihli Hürriyet Gazetesinde Sayın Yalçın Bayer'in "Yeter Söz Milletin" köşesinde Sayın İrfan Sarp'ın şöyle bir yazısı var: CALİFORNİA'daki EVLERİN % 99'U ahşap karkas YAPI SİSTEMİYLE YAPILIYOR; ya bizde...BİLİME KILIÇ ÇEKEN KAFA! 'Faciaya davet' (23.07.2000) başlıklı yazınızda temas ettiğiniz deprem evleri konusunda çok önemli olduğunu düşündaüğüm bir noktayı dikkatinize sunmak istiyorum. Ben ve eşim ailece Adapazırlı

tÜM AKSAKLIKLARA KARŞIN BU YAZIYI SONUNA DEK BURAYA YAZACAĞIM) Ben ve eşim Adapazarı'lı olduğumuzdan depremin acısını en yakından hisseden ve bilen kişileriz. 17 Ağustos depreminin sarsıntısıyla toplum 
(olarak aklımızın başımıza geleceğini ümit ediyorduk, ama durum öyle gösteriyor ki, bunun için herhalde daha birkaç şiddetli deprem geçirmemiz gerekecek. Ben, yazınızda yer verdiğiniz konuları bir tarafa bırakarak; asıl can alıcı nokta olan 'deprem bölgesinde yaşayanların evleri hangi yöntemle inşa edilmelidir?' sorusuna değinmek istiyorum. 17 Ağustos depreminden sonra ilkokul çocuklarının bile öğrendiği 'deprem insanı öldürmez, depreme uygun olmayan yapılar öldürür' gerçeğine inanıyorsak bu sorunun cevabı şöyle olması gerekir: 'Deprem bölgesinde yaşayanların oturacakları evler ahşap karkas yapı sistemiyle inşa edilmelidir.' Bugün dünyanın bilim ve teknolojide tartışmasız en gelişmiş ülkesi ABD'nin deprem bölgesi olan California eyaletindeki evlerin % 99'u -evet inanılmaz gibi görünen bir rakam- ahşap karkas yapı sistemiyle inşa edilmiştir. 12.07.2000 tarihli Associated Press bülteninde çıkan ve ekte size gönderdiğim yazıda bu rakam doğrulanmıştır. 17 Ağustos depreminde ülkemizde 20 binden fazla yurttaşımız hayatını kaybederken, bu depremden hemen sonra California'da meydana gelen yaklaşık aynı şiddetteki depremde hiçbir can kaybı olmamasının sebebi, evlerin ahşap karkas yapı sistemiyle inşa edilmiş olmasıdır. Ne güzel bir rastlantı ki, (sürecek)



S13-Toplumda bu bilincin yerleşmesi amacı ile çalışmaya başladığımızda,Üniversitelerin ;GEREKLİ DERSLERİ, Belediyelerin;GEREKLİ YÖNETMELİK MADDELERİNİ koyduğunu ve bu işi bilenlerin çoğaldığını göreceğiz.İnanın hiç de zor değil.İnsan hayatını kurtarmak için mutlaka değecektir.

S14- Gelin aklın yolunda birleşelim!.AHŞABI YENİDEN TANIMAYA VE TARTIŞMAYA BAŞLAYALIM!. VE ULUSAL AHŞAP BİRLİĞİ

A1-Ahşabın dünyada ve ülkemizin kültür geçmişindeki örneklerini belgelemek,ekonomik önemini,giderek"ahşabın hayatımızdaki yerini"belirlemek gerekmektedir.Bu konuda detaylı ve güvenilir bilgilere ulaşabilmek ve hayata geçirebilmek için"ULUSAL AHŞAP BİRLİĞİ"kurulmuş ve hizmet vermeye başlamıştır.

A2-Bu"Birlik",Ülkemizde ahşabın yok sayılmasını engelleyecek,Batılıların özel bir sempatiden değil, mantıklı nedenlerden ötürü ahşabı çok yoğun kullandıklarını,"bilimsel kimliği"ile topluma anlatacak ve üyelerinin imalatı ile de örnekleyecektir.

A3-Ahşap,fiziksel özelliklerini tarih sürecinde kanıtlamış bir yapı malzemesidir.Günümüz teknolojisinin ürettiği koruyucu maddeler ve yöntemlerle daha da üstün özellikler kazanmıştır.Bu birlik,eski bilgilerimizin tazelenmesi ve çağdaş teknoloji ile birleştirilmesini sağlayacaktır.

A4-Her türlü ticari işletmeden,spor ve konser salonlarına, okullardan itfaiye binalarına kadar bir çok işlevin ahşap yapı çözümü üretilmiştir ve üretilecektir."ULUSAL AHŞAP BİRLİĞİ",bu konulardaki tüm tekniksorunların;çözüm, araştırma ve denetleme merkezi olacaktır.

Sevgili İnşaat Mühendisi Kardeşlerimize !..


Ahşap hakkında, fanatizmin yeri olmadığını sık sık vurgulamama rağmen genellikle "mimari duygusallıkla" suçlanmamı anlayışla karşılıyorum. Bu suçlama bazen "siz mimarlar ne anlarsınız" seviyesine de düşmekte. İşte o zaman bizi de üzmekte.. 35 yıldır, mimari alanda fikir toplama ve üretme uğraşı içinde olan bir kardeşiniz olarak bir küçük açıklama yaparak, maalesef bir çok mühendis kardeşimizin bilgisi dahilinde olmayan bir kaç kitap ismi vereceğim. Bunları nereden mi biliyorum ?. Rahmetli babam cumhuriyetin ilk inşaat mühendislerindendi, ağabeyim de 43 yıllık betonarmeci inşaat mühendisi..O yüzden, desteksiz attığımı lütfen düşünmeyiniz..Son 30 yıldır Üniversitelerimizde seçmeli hale getirilen ya da kaldırılan, "ahşap dersleri" yüzünden, gençlerin ahşaba karşı peşin bir savaş ilan etmelerini de anlayışla karşılıyorum.. Fakat bilinmeyenle savaş daima tehlikelidir.. Ahşabın statik hesabı ile ilgili kitaplar listesi: En kapsamlı Türkçe kitabın ilk baskısı 1948 son baskısı 1967 Bu tarihler toplumun ilgisini yansıtıyor.. Rahmetli Ord.Prof Abdullah Türkmen hocamızın. AHŞAP YAPILAR ( İki ayrı cilt ya da tek cilt.İTÜ kütüphanesinde bulunabilir.Maalesef satılmıyor..) İkinci kitap : AHŞAP YAPI DERSLERİ : Prof Niyazi Duman ve Doç.Sadettin Ökten'in..(1981 ve 88 Yapı Endüstri Merkezi baskısı. Oradan temin edilebilir. Kaldı ise..) (devamı alt başlıkta..) Ç.E

 KİTAP LİSTESİNİN DEVAMI..



Üçüncü kitap : YAPI-"AHŞAP İNŞAAT CİLT2" : Orhan Günsoy hocamızın.. Mimari ile karışık ,ahşabın hesaplarını da içeriyor..(1967 Arı Kitabevi baskısı.Yeni baskısından haberim yok.) Dördüncü kitap : AHŞAP VE ÇELİK YAPI ELEMANLARI : Prof. Yalman Odabaşı'nın. Adından anlaşılacağı gibi ahşabın, ayıp olmasın diye dahil olduğu bir çalışma. ( 1997 Beta Basım Yayın baskısı.Bulunma şansı daha yüksek..Belki de kitapçılarda bulunabilecek tek kitap !..) İşte hepsi bu kadar..Başka bilen varsa lütfen bana ulaştırın. Bütün literatürümüzde sadece dört kitabın bulunması, "tüm ihmalleri" ve "acemice çıkışları" açıklamakta fakat derdimize deva olmamakta. Yabancı kaynaklar tabii ki çok zengin.. Fakat, bize atadan dededen kalan ve yabancıların iyice sahiplendiği, bize de unutturulan mirası bilimsel olarak ayağa kaldırmaya bu kadar bilgi yetmiyor..Gençler haklı fakat bizler haklı değiliz. Suçluluk kompleksinden kurtulmak için sürdürdüğüm "ahşap" güncelinde neden bu kadar israrcı olduğum sanırım anlaşılmıştır.. Bize bu bilgileri aktaranlara teşekkür ediyorum. Fakat esas teşekkürün bunları bilmek isteyenlere ileterek gerçekleşeceğini düşünüyorum ve kaldığımız yerden devam ediyorum.. Saygı ve sevgi ile Ç.E

 


A5- Biliyoruz ki hiçbir ticari ya da mesleki amaç, insan hayatından daha değerli olamaz. Fakat, ahşabın yeniden keşfi, depremdeki can kayıplarını önlemekle kalmayacak, beraberinde; doğal dengelerin korunması, yeni estetik değerlerin ve sağlıklı yaşam koşullarının kazanılması gibi önemli yararlar sağlayacaktır.

 

A6- Birlik çalışmasından yeni haberi olanlara buradan bir çağrı yapmak istiyoruz. ; gönlünüzdeki sevgiyi, dağarcığınızdaki bilgiyi ve edindiğiniz deneyimi bu güce katabilirsiniz.. ULUSAL AHŞAP BİRLİĞİ TEL : 0 212- 244 15 10 FAKS : 0 212- 292 38 67 e-mail : ahsap@ahsap.com www. ahsap.org BİR KISA SOHBET.. Hepiniz bilirsiniz; mikroplar faydalı ve zararlı olmak üzere ikiye ayrılır. Mimarlık; muhtemelen faydalı mikroplar sınıfına giriyor. 35 sene önce bu mikrobunu kendi isteğimle Güzel Sanatlar Akademisinden ( "O" şimdi M.S.Ü.) aldığımı itiraf ediyorum !.. Mezun olduktan sonra, maişet motoruna yakıt temin etme telaşı ile 20 yıl kadar, "ahşap atölyesi" çalıştırma gayretinde bulundum. 19 yıldır, Seramik Sanatçısı eşim ve üç çocuğumla, Bursa?nın Ürünlü Köyünde, kısıtlı malzemelerle yaptığımız "ahşap" bir evde yaşıyorum. Son beş yıldır ; sadece proje yaparak geçinmek gibi bir takıntım var.. Bu arada her meslek sahibinin; geçim kaygısından da öncelikli, "toplumsal görevi" olduğuna inandığım; bilimsel araştırmalar, makaleler ve konferanslar ile yaşantıma anlam katmaya, hayatımızı yaşanmaya değer kılmaya çalışıyorum.. ( DEVAM EDECEK )



Deprem,ülkeyi kökünden sarsarken bundan hepimiz nasibimizi aldık. Herkesin mesleki bilgileri ve vicdani sorumlulukları açısından "bir şeyler yapmalıyız artık!" dediği şu günlerde,fay hattının nereden geçtiğini değil üstünde alınması gereken tedbirleri nihayet konuşmaya başladık. NELER YAPTIK ? "Depreme Karşı Ahşabın Gücü" nü anlatan konferans dizisinden dördüncü etkinliği 15 Ocakta Bursa,T.K.M. de gerçekleştirdik. Sevindirici yanı salon yine dolu idi. Alıştığımız yanı da ;ilkini Mimarlar Odasının tertiplemesine rağmen "Mimarlar yine % 10 u geçmiyordu".. İkincisi; Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümünde, Üçüncüsü; İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Oditoryumunda yapıldığından, oradaki öğrenci ve mimar ve oranlarından bahsetmiyorum. Tabii ki çoğunluktaydılar.. 9 Aralık'ta, İstanbul'daki söyleşinin ardından yapılan panelde, çağrıma özveri ile katılıp bizi aydınlatan beş uzman dostumuzla ahşabı "enine boyuna" inceledik.Yapı Endüstri Merkezinin organize ettiği toplantıda: Mimar Turgut Cansever; engin deneyimi ve bu konunun duayeni vasfı ile, Prof. Saadettin Ökten; Ahşap konusunda Ülkemizde yazılmış üç-dört statik kitabından birinin müelliflerinden olmakla, inşaat mühendisliği yönünden, Prof Yener Göker; Odun mekaniği Ana Bilim Dalı Başkanı olarak,ahşabın bilmediğimiz yönlerini irdeleyerek, Emine Erdoğmuş; Ahşabın koruyucularını üreten Senkron firmasının Genel Müdürü ve Kimyager vasfı ile bu konunun önde gelen mücahitlerinden biri olarak, (devam edecek)


Prof.Cengiz Eruzun da hem ev sahibi,hem de gerçek bilgi sahiplerinden biri olarak katkıda bulundular.Bu zenginlik, toplantıyı dört buçuk saate taşıdı. Yapı Endüstri Merkezinden ;söyleşinin ve panelin sonuçlarının genişleterek bir kitap haline getirilmesi talebi geldi.Türkiye?nin dört bir yanından ilgi ve bilgi akıyor..

 

3 Mayısta Bursa Almira Otelde,Türk Evi Firması tarafından, 8 Mayısta İstanbul Grand Haliç Otelde ve 11 Mayısta; Anadolu yakasındaki MODOKO Mobilyacılar Sitesi İdare Binası Salonunda; ERA Tasarım+Uygulama+Mimarlık şirketinin organizasyonunda iki konferans düzenlendi.Yine "Depreme Karşı Ahşabın Gücü !"ana başlık. Bu konferanslar teknik düzeyde,uzmanlara yönelik fakat salonların kapasitesi oranında halka da açık düşünüldü..Böylece yedincisi organize edilen bu söyleşilerin ardından bana daima şu soru yöneltiliyor:"Toplumumuzun çoğunluğu bu gerçeklerin ne zaman farkına varacak?"Ne zaman ki elli yedinci konferans için davet alırız,işte artık o bilinç düzeyine çoktan varmışız demektir.

BİR DATAVİZYON CİHAZI VE BİR BİLGİSAYAR TEMİN EDİLEN HER YERDE BU KONFERANSI TEKRARLAMAYA HAZIRIM. BİLMİŞ OLASINIZ !

Siz bu sabrı gösterirken yalnız mı kalacaksınız ? Hayır!.. "Ulusal Ahşap Birliği"nin kuruluş amaçlarından biri de bu;"Ahşap kullanan üretici ve tüketiciyi hiç yalnız bırakmamak".Tüm üretenler ve depremin zararlarını birinci dereceden görenler,güç birliği arayışı içindeler..Ahşap Birliği kuruluşu bu arayışın en akılcı ürünlerinden biri olacak. (devam edecek)

Ormanı koruyalım.


-Sayın Çelikerengezgin. Öncelikle ahşaba karşı olmadığımı hatta ahşap yapının beton yapılara karşı daha sağlıklı olduğunu bildiğimi belirteyim. Hatta kuzey ülkelerinin filmlerinde gördüğüm ahşaptan yapılmış o dağ evleri çok hoşuma gider ve bunlardan bir tane sahip olmayı hep içimden geçirmişimdir. Ancak işin birde ekolojik yönünü düşünmeden edemiyorum. Yani ormanları çok kullanırsak ormanlarımız artacak öylemi?. İngilterenin ormanlık olmadığını belirtiyorsunuz. Doğrudur. Ancak, Metalurjik kok konusun- da 86 lılarda yaptığım bir araştırmada 17. yüzyılda İngiltere ormanlarının kok yapım amacı ile hemen hemen bitirildiğini okumuştum. Tabii demir çelik üretimi o zaman maden kömürü koku ile değil, odun kömürü koku ile yapılmakta idi.

Sayın Çelikerengezgin, konunun uzmanı olmamakla birlikte konunuza ilgi duyup takip etmekteyim. Kafamı kurcalayan, hatta endişelenmeme neden olan bir iki konuda beni aydınlatmanızı talep ediyorum. Bilindiği gibi Kanada geniş topraklara ve uçsuz bucaksız ormanlara sahip, nüfusu az olan bir ülke. Bu ülkede ormanın makul kullanımı mevcudu azaltmaz. Hatta hiç dikim dahi olmasa bile orman kendini tamamlayabilir. Ancak bizim ülkemiz farklı. Karadeniz ve marmara ormanlarını çıkar, geriye birşey kalmaz. Kalanlar çalı çırpı.

Karadenizde otoyolu bir iki sene kullanma. Ağaçlar oto yolda biter. Üstelik çok sık olduğundan nem oranı yüksek. Kolay ateş almaz. Diğer bölgelerimiz o kadar şanslı değil. Kullandığımız ağacı şimdi diksek yirmi otuz yıl sonra yerine anca koruz. Buda ortalama bir nesil demektir. Üstelik tüketim çılgınlığı artarsa yerine koyamama gibi bir durumla karşılaşabiliriz diye düşünüyorum. Kullanılan bir malın doğada azalmadığını, hatta arttığını söylüyorsunuz. Kısmen doğru. Buğday tüketimi doğada buğdayı tüketmiyor. Aksine kar amacı ile bir yıl sonra daha fazla üretiliyor. Ama söz konusu ağaç. Yirmi yıl, otuz yıl, hatta elli yılda yetişiyor. Bizim ülkemiz de değil elliyıl, beşyıl sonrası zor düşünülüyor. (Öyle olmasaydı şu anda enerji açığı olurmuydu?.

Zamanında balina yağı, fildişi çok kullanılmış. Ama bu hayvanların sayısı gittikce azalmış. Eskişehirden Ankaraya yolculuk yapmışsınızdır. Saatlerce gidersin bir ağaça raslayamasın. Oysa Anadoluda, Eğe bölgesinde 18. yüzyıla kadar kaplanlar yaşıyordu. Burada yaşayan Hitit krallarının aslan avını resmeden tabletler müzelerimizde sergileniyor. Demek istediğim iki üç bin yıl önceki Anadoluyu düşünüyorum. Birde 60-70 yıl sonraki Anadoluyu. İnşallah yanılıyorumdur. İnsanların depremden ölmeleride tabiiki korkunç birşey.

Ancak betonerme yapıyı deprem yönetmeliğine göre yaparsan illa ilk depremde yıkılacak, ahşap ayakta kalacak diye birşey yok. Daha Gölcüğü yeni gezdim. Sağlam yapılar ayakta. Kocaelide o tepenin üzerine kurulmuş sitedeki çok katlı (Sanırım 10 katın üzerinde)binalarda ayakta. Mühendis ve mütehaitlerimiz yeterki oyunu kuralına göre oynasın Tabii onları denetliyecek bürokratlarda bu işe dahil. Saygılarımla. muallimnaci

AHŞABA İLİŞKİN BİR AÇIKLAMA..


Sayın "muallimnaci"!.Değindiğiniz iki önemli noktadan, "sağlam yapılar ayakta" cümlesi aslında sorunuzun cevabını da içeriyor. Evet, sağlam yapılabilirse ayakta kalır,ama yapılabilirse!.. Şöyle bir durum düşünün ; bir otomobil fabrikası kalite kontrolu beceremiyor ve çıkan arabaların önemli bir kısmında hayati tehlike doğuracak hatalar var. 100 aracın 70 i ölümcül kazalara neden oluyor. Ne yaparsınız ?. Sanırım fabrikanın üretimi durdurmasını talep edersiniz..Kalan sağlar bizimdir düşüncesi geçerli olamaz.. İşte ben de demek istiyorum ki eldeki sayısal ve niteliksel birikim ile yılda 400-500 bin konut açığı olan ülkemizde betonarme yapıların kalite kontrolunu becermemize maddeten olanak yok.. Evet bazı yapılar daha iyi yapılabilir.

Büyük bir depremde önemli bir kısmı ayakta da kalabilir. Ya kalamayanlar ?.İnsan hayatı bu kumarı oynamaya uygun mudur ?..Otomotiv sektöründe 10 araçta bile sorun çıktığında tüm araçlar piyasadan çekiliyor.Çünkü beklenen "sıfır" hatadır. Çünkü ölecek olan insandır. Konut sektörü farklı mıdır sizce. Oradaki ölümcül hataları kim görmezden gelebilir? Gelince ne olduğunu gördük... Tekrarlamakta fayda var. Amerika'da insanlar romantik duygularla değil can korkusu ile ahşabı tercih ediyor. O yüzden tüm konutların %90'ı ahşap.. Teknik desteğin,ve harcama limitlerinin çok yüksek olduğu gökdelenlerin ise %95'i çelik.Betonarme değil..Onlar betonarmenin sağlam olmasını sağlayan yüzlerce faktörün denetlenmesinin çok zor olduğunu görmüşlerdir. devamı var

Pazartesi, 07.08.2000

AÇIKLAMAYA DEVAM..


Bilinçsiz bir "tüketim" çılgınlığının bitiremeyeceği hiç bir kaynak yoktur..Demir,çimento ve plastik elde etmek için harcanan enerjiler de kaynaklarımızı tüketiyor, ve "nükleer" dayatmaları ile yüz yüze geliyoruz..Ne zaman ki tüketim ihtiyacı,akıllı bir üretim ihtiyacını da beraberinde getiri, işte o zaman korkacak bir şey yok diyorum. Kanada çok uç bir örnek. Orman çok,insan az demek mümkün. Finlandiya'da son 20 yıl içinde ağaç tüketimi olağan dışı bir artış göstermesine rağmen orman alanlarının 2-3 misli büyüdüğünü mutlulukla fark etmişler. Nedeni çok basit.Bir ağaç kesiliyor. On fidan dikiliyor..4-5 senede ticari değer kazanan ağaçlar yetiştiriliyor artık. Tübitak'ta bu işle uğraşan bir grup açıklanmayan bir nedenle görevden alındı. Neden dersiniz?..15-20 yıllık ağaçlarda bile,bu dönüşüm periyodunu bilimsel olarak ayarladığınız zaman ve ormanı kendi haline terketmeyip akıllıca koruduğunuz zaman büyümemesi mümkün değil..


NERELERDEYİZ ?.. Mimarlar Odasında, "ezeli görevlerimizden !" sandığımız "yönetmelik revizyonu" üzerinde çalışırken, ahşap ve çeliğin depreme dayanıklı özelliklerinden bahsedip, neden yönetmeliğin bu yapı sistemlerini yok saydığını sormuştum. Bir meslektaşımdan; "Ama biz burada betonarme yapıları tartışıyoruz !" cevabını aldım.. Ülkemizin tüm inşai gerçeğini bir çırpıda yansıtan bu cevap neler anlatmıyordu ki?.. : a- Başında koskoca "İmar" Yönetmeliği yazmasına rağmen, imar etmenin "beton dökmek" olduğunu bilmediğimi !, b- Okullarımızda, betonarme dışındaki inşa sistemlerinin fena halde ıskalandığını, c- Meslektaşlarımızın, başlarını betondan çıkarıp çevrelerindeki diğer inşa sistemlerini öğrenme ve uygulama zahmetine pek katlanmadıklarını, d- Bugünlerde İngiltere Cardington?da inşa edilen 6 katlı ahşap toplu konutların ve Paris?te, 2000 yılında açılışı planlanan, doğaya saygı abidesi olarak inşa edilmekte olan 155 m boyunda, 500 tonluk düşey ve 2000 tonluk rüzgar kuvvetine göğüs gerecek olan "ahşap yeryüzü kulesi"nin bazı mimarlara hiçbir şey ifade etmediğini, e- Yüzyılın başında hizmet ömrünün "sonsuz !" olduğuna inandırılan betonarmenin, karbonatlaşma sorunu yüzünden başının belada olduğunu, İngiltere?nin betonarme köprü ve yolların tamiratı için yılda 550 milyon Sterlin harcadığını hiç duymadığımızı, f- Çimento ve inşaat demirine bağımlı bir sanayinin bireylere taktığı at gözlüklerinin ne kadar etkili olduğunu,

 

 

 

 

Radon gazı öldürüyor

ABD'de ve Kanada'da her yıl 10-15 bin kişi radonun yol açtığı akciğer kanserinden ölüyor. Risk altındaki ülkemizde de durum saptaması yapılmalı

30/11/2003

ŞÜKRÜ ERSOY (E-mektup | Arşivi)

İnsan sağlığını tehdit eden çevre tehlikelerinin çoğu insan kaynaklı olmakla birlikte bazıları doğal kaynaklı. Bunlardan en tehlikeli olanı kapalı alanlarda hava kirlenmesine yol açan radon gazı. Radon gazının ortaya çıkışı ölümlere uzun vadede neden olabiliyor. Bu tehlike, kansere neden olabilen diğer hava kirleticileri (benzen gibi) ile pestisidlerin neden olduğu çevre felaketleri kadar tehlikeli. İnsan vücudu çok az miktarda radyasyona dayanıklı olmakla birlikte bu doz artığında tehlike baş gösterir. Radonun yaydığı radyasyon insan vücuduna sindirim ya da solunum yoluyla girer. Akciğerin en küçük dokularına kadar nüfuz eden radyoaktif partiküller ciğerin dokularına zarar verir. Uranyum madencilerinin üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar solunan radonun akciğer kanseri riskini artırdığı gözlendi. Radyasyonun en büyük etkisi yaşayan organizmanın genetik maddesi olan DNA üzerinde olur. DNA'daki bu değişimler mutasyon olarak adlandırılır. Eğer hücrelerde mutasyon olursa, değişiklikler gelecek nesillere de geçebiliyor. Örneğin, Hiroşima ve Nagazaki atom bombalarının radyasyon etkisi, etkilenmiş bireyler ve onların çocukları üzerinde halen devam ediyor.
Bizleri tehdit eden radyasyonun yüzde 82'lik çoğunluğu doğal kaynaklardan (kozmik, kaya ve topraklardan vs), az bir kısmı da (yüzde 11'i) insani kaynaklardan (tıbbi işlemler, nükleer tıp vs) ortaya çıkıyor. Bu doğal kaynakların yüzde 11'lik kısmı da zaten insan vücudunda bulunuyor. Radonun Amerika ve Kanada'da her yıl 10-15 bin kişinin akciğer kanserine yakalanmasına neden olduğu tahmin ediliyor. Bu araştırma Amerika'da her 25 bin kişiden birinin radondan öldüğünü gösteriyor. Bu oran sigarada her 1800 kişide bir kişi, nükleer endüstride 2.6 milyon kişide bir kişidir. Bu nedenle sağlığı tehdit eden radyasyon riskinde radon gazı yüzde 55'le en başı çekiyor.
Son yıllarda artan akciğer kanseri vakalarına neden olarak, tüm ilgiyi doğal radyasyon kaynağı olan uranyum-238'in radyoaktif bozunma ürünü radon çekiyor. Radonun yarılanma ömrü 3.8 gün (91 saat 48 dakikadır). Yani kısa ömürlü bir radyoaktif gazdır. Renksiz, kokusuz ve tatsız olması nedeniyle kolayca tanınamaz. Bozunma sırasında alfa taneciği yayınlayarak canlı dokuları iyonize eden radon yaşayan organizmaların moleküler yapılarına zarar verir.
Radon dışarıdaki havaya karıştığında zararsızdır. Bina, tünel ve maden ocağı gibi kapalı alanlarda yoğunlaşabilir. Binalarda radon gazının yoğunlaşması birkaç yolla olabilir.
1- Radon suda çözünebildiğinden kuyu sularına karışabilir ya da musluk sularından yayılabilir. 2- Binaların temelindeki kayaçlardan sızabilir ve özellikle iyi havalandırılmayan bodrum boşluklarında yoğunlaşabilir. 3- Granit, jips, Portland çimentosu, volkanik cüruftan yapılmış bazı inşaat malzemeleri ile fosfat gübreleri gibi maddelerden yayılabilir. Fakat en önemlisi temel toprağından sızan radondur. Sızma basınç değişimlerine tepki olarak ortaya çıkar. Bina içindeki alçak basınç radonun temel toprağına çıkmasına neden olurken yüksek basınç ise radonun toprak içinde kalmasını sağlar. Basınç değişimlerini sağlayan koşullar bina üzerinde etkili olan rüzgarlarla olur ve alçak basınç sistemlerinin geçişi gibi meteorolojik faktörler buna etki eder. Sonuç olarak, radon yoğunlaşmaları göreceli olarak kısa vadeli periyodlarla ciddi değişmeler gösterebilir. Yapılan araştırmalara göre Amerika'da yeni tip modern binalar, geleneksel eski tip yapılara kıyasla bu açıdan daha çok risk taşıyor (O bölgenin yapı tiplerini bilmediğimden bu durum ülkemiz için nasıldır doğrusu bilmiyorum). Radonun ana kaynağı olan kayaçlar, granitler, fosfatça zengin kayaçlar, siyah şeyiler, uranyum madeni artıkları, uranyumlu kayaçlardan türemiş buzul çökelleridir.
Zararlı radon birikmelerine karşı temel boşlukları, kapalı alanlar iyice havalandırılmalı. Binaları sızdırmaz kılmak için etkili yöntemler geliştirilmeli. Eğer binalara giren su yeraltı suyundan elde ediliyorsa su borularla binalara taşınmadan önce dinlendirmek için bekletme havuzları inşa edilmeli.
 

Radon artışı depremin habercisi


Şimdi bu konuyu ülkemiz için değerlendirelim. Radonun kaynağı olan kayaçlar ülkemizde yaygın ve bol biçimde bulunuyor. Örnek verecek olursak Uludağ, Marmara Adası, Batı Anadolu'nun büyük bir bölümü, İstanbul çevresindeki Çavuşbaşı bölgesi granitler üzerindedir. İstersek bu örneklere yüzlercesini ekleyebiliriz. Üstelik yüzde 92'si deprem bölgesi olan ülkemizde aktif fayların hareketlerine bağlı olarak bu kuşaklarda zaman zaman radon gazının artığı yazılı ve sözlü basında sıkça yer alıyor. Bildiğiniz gibi anormal radon gazı depremin ön habercileri arasında olup gelecek depremleri de işaret edebiliyor. Yerleşim alanlarımızın büyük bir bölümü bu kuşaklar üzerinde bulunduğuna göre burada yaşayan vatandaşlarımızın deprem tehlikesi yanında bu tür radyasyon kaynaklı ölümcül kanser riskiyle de karşı karşıya olduğu ortada. Ülkemizde kanser hastalarının yüzde kaçının radon sonucu hastalandığı konusunda bilgi bulunmuyor. Bu konuda tıpçıların, fizikçilerin ve yerbilimcilerin (hatta sosyal bilimcilerin) belli bölgelerde araştırmalar yapması gerekiyor.
İlgili kamu kuruluşlarının projeler oluşturmaları sağlanmalı. Seçilecek pilot bölgelerle ülkemiz için durum saptanması yapılmalı. 1986 yılında Çernobil nükleer santral kazasından sonra sorumsuz yetkili ve bakanlarımızın açıklamaları ve yaklaşımları hâlâ hafızalarımızda. Günümüzdeki kanser vakalarının kaçta kaçının Çernobil'den kaynaklandığını bileniniz var mı? Kurumlarının bu konuda istatistik ve envanter çalışmaları var mı? Böyle çalışmalar için engel nedir? Amerika'nın nükleer kazalar için ayırdığı ödenek iki milyar dolar. İstenirse radon sorununun basit önlem ve çalışmalarla üstesinden gelinebilir.


Prof. Dr.ŞÜKRÜ ERSOY: YTÜ

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=2803

 

 

 

Doğaya saygılı mimarlık

Çelik Erengezgin Y.Mimar

proje4e.com

Japon Arkitekt'in 1999 yılı için açtığı fikir yarışmalarından birinin konusu buydu. Katılmaya da niyetim vardı. Fakat, ayakta kalma savaşı verdiğimiz son ayların, maişet motoruna benzin temin etme hay-huyunda, vaktimi istediğim gibi kullanamadım doğrusu.. Yıllardır kafamızı kurcalayan bu konuda, hepimizin paylaşmak istediği bir şeyler vardır diye düşünüyorum ..
Doğa nedir ?, saygı nedir ? diye söze başlayıp "reyting"i düşürmektense, önce, sokalım ayağımızı suya !. Yüzme çeşitlerine sonra göz atarız..
"İnteraktif" lâfına bayılırım !..Yani "anında etkileşim"i anlatan sözcüğe!.. Keşke bu tür makaleler uygun bir sanal ortamda, "internet gevezeliği örneği", okuyucu ile etkileşim sağlayarak oluşsa !.. Karagözün meşhur deyimi ile : "Ben söylesem o dinlese, o söylese ben dinlesem !.." "Belki bir gün !" deyip , şimdilik kağıt ortamında sürdürdüğümüz muhabbete elimizdeki ucundan başlayalım hele bir !..

TOPRAK ANA YA DA BABA,VE SORULAR ..
Sessiz sakin, her istediğimizi veren bir anayı, hoyratça taciz eden "baba" rolündeki insanlar yüzünden "ana"lık , toprağa yakışır olmuş.. O yüzden, babalık iddiası zaten olmayan cefakâr "toprak anamız" yardımı ile giriş yapalım diyorum konuya ..
Dünyanın oluşumunda önce toprak vardı ..Toprak ; doğanın temel olgusu .. İlk soru şu: Suyun ve atmosferin, toprağı oluşturan elementlerden meydana geldiğini biliyor muyuz ? Bilenler okumaya devam edebilir . Diğerleri biraz jeoloji biraz fizik ve kimya öğrenmek ya da şimdilik bize inanmak zorunda .. Doğal kaynakların tüketildiğinden bahsederken, aslında yitirilen değerli topraklardan bahsetmekteyiz. Özellikle tarımsal niteliği olan, ekolojik dengeyi sağlayan toprakların varlığı bizi birinci derecede etkilemekte ..
Erozyon çırpınışları, betonlaşma endişeleri, yeşil katliamının doğurduğu iklimsel değişimler, hep toprak tabanlı bir sorunu gündemde tutuyor.. Suların kirlenmesi bile büyük ölçüde, toprak üstü hesapsız eylemlerin sonucu.. "TOPRAK" , varlığı ve değerlendirme biçimi ile doğa ve ona saygı adına daima öncelikli bu yüzden..

"Yitirilen toprak" olgusunun yanında , sadece atık ve enerji kontrolü sağlayan çözümler boşlukta kalıveriyor. Önce, yaşamakta olan bir toprak örtüsü "var olmalı" ki ; onu atıklarla kirletmeme , enerjisini sömürmeme gayretleri anlamlı olsun .. Erozyon adına sürdürülen mücadelenin de temelinde bu var ; "Önce yok olmaktan koruyalım , sonra kollayalım"..
Biz de doğanın bir parçasıyız, tüm canlılar gibi !. Dolayısı ile, "insana saygı" da "doğaya saygı" demek değil midir ?. Bu da ikinci soru olsun..

Varoluşunun nedeni ve sonucu olan toprağa saygı, bir anlamda insanın kendisine saygısıdır. "Sürdürülebilir gelişme" deyimi belki de bu iki yönlü saygının bileşkesinde yerini bulmaktadır .. İnsanın, kendine ve hemcinsine olan duygularını irdelemeyi, psikolojik ve sosyolojik boyutlarından ötürü "esas bilenlere bırakalım" ve biz mimari sonuçlar doğurabilecek "toprağa saygıya dönelim" tekrar.. Şimdi bir tanımın sırası :

SAYGI : değeri ve yararlılığından ötürü el üstünde tutmak, ayrıcalıklı gözetmektir. Dikkatli , özenli ve ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusudur.
Bunu kenara yazıp geçmişe bir göz atalım .. Tarih boyu , yerleşim birimlerinin doğal bir güdü ile , çoğunluk , verimli alanlarda filizlendiğini görmekteyiz. Doyduğu yerde ikamet eden , evinin önündeki arazide ekip biçmeyi yeğleyen insanlar , bir arada olmak istemişler bunun sonucu olarak ; "önce konut sonra toprak" tercihine rıza göstermişlerdir. Ardından, ekilen topraklar yakın çevrede aranmaya başlanmış, fakat gittikçe artan konut sayısı ile, oraları da kapsama alanına alan yapılaşma yüzünden , şehirleşme oluşumlarının, hep verimli arazilerin aleyhine geliştiği görülmüştür.. Önce tükenen ; daima, tarımsal niteliği olan, yeşili barındıran ve geliştirebilecek olan topraklardır. Bu tüketim çılgınlığı farkına varıldığında, şehir, yerinden kıpırdayamayacak kadar oranın malı olmuş, iş işten geçmiştir artık..

Yeni yapılaşmaların, belli bir bilinçle, uygun alan seçimi ve mimari tavır sonucu, doğa ile barışık oluşumlar doğuracağını düşünebiliriz. Enine boyuna, koşulsuz büyümekte olan mevcut şehirler ne olacak peki ? Bu ; üçüncü soru..

Hangi şehirler mi ? Alın içinde yaşadığım Bursa'yı..Yamaçtan ovaya inen şehrin, üretken ovayı yok etmesine çeyrek var..Yeni yerleşim alanlarının çoğu tarımsal nitelikte ..Bir ara etkin mevkide olan "iş adamı-siyasetçi melezi" meşhur bir Bursalı ,son kalan ova parçası üzerinde havaalanı yaptırmaya kalkmıştı. Üstelik teknik olarak bile uygun değilken.. Neden ? Fabrikasından çıkınca 10 dakika içinde uçağa binebilmeli imiş de ondan. "Doyduğum arazi kapımın önünde olsun" deyip, yerleşimin doğal sürecinde arazinin tümünü yitiren ilkel yaklaşımla ne kadar örtüşüyor değil mi ?..

Burada bir başka siyasetçinin hakkını da teslim etmek gerek. Bu havaalanı tartışması sırasında, üretken ovaya bakıp şöyle dedi aralarından biri : "Harran'ı, dünya kadar para harcayıp şu muhteşem ovaya benzetmeye çalışıyoruz. Siz ise bir o kadar para harcayıp burayı Harran'ın eski haline döndüreceksiniz.. Bu ne akıldır ?.."
Yukarda bir kenara yazdığımız "SAYGI" mı ? Yani "el üstünde" tutmak filan !?.. Önce "kazma kürek üstü !" olan doğa, sonra bir güzel betonla örtülmüş, neye saygı duymamız gerektiği bile iyice gözden kaybedilmiştir.. Toplumsal bilinç, üzücüdür ki, havaalanı örneğindeki gibi örgütlenip, doğal katliamın önünü kesecek gücü her zaman bulamamaktadır..
İmar olayı dediğimiz şey ; önce ağaçları kesip, toprağı yok eden betonu dökmek, sonra beton saksılar içine tekrar ağaç dikmek olarak algılanır olmuştur. Doğadan çok, insan zekasına saygısızlık edilmektedir aslında.. Bazı "IQ" noksanı kişiler, toplumsal sağduyuya aykırı kararları rahatça almakta ve zekice bulunabilecek tüm "doğa ile barışık" çözümlerin önünü tıkamaktadır.

Nereden mi bu sonuca varıyorum ? Tek tek konuştuğum hiç kimse yeşil aleyhine söz etmiyor. Ama bir araya geldiklerinde çeşitli boyutlarda katliam başlayıveriyor da ondan.. Bu biraz, kuşaklar boyu birbiri ile dost geçinebilen iki komşunun, hasım tarafta iki ordu mensubu olarak bir "gruba" dahil olduklarında, birbirlerinin boğazına sarılabilmelerine benziyor. Bunları kurgulayan bir noksan zekalı daima var ama kim ?.. Yoksa "toplum psikolojisi" dedikleri şey , bir arada olmak uğruna kendi menfaatini görmemek midir ? Sorular etti dört ve beş ..

ŞEHİRLERİMİZ ; SUÇ DELİLLERİMİZ !
Bir Türkiye haritası vardır.. Tarıma elverişli ve yeşil kalmış bölgeleri ; yeşilimsi, taşlık bayırlık kıraç yerleri ; bejimsi, kahverengimsi gösteren.. Kocaman !.. Bayındırlık Müdürlüklerinde genellikle görünür bir yerde bulunur.. Bir göz atın ve toplam gerçek yeşilin % 10 lar mertebesinde olduğunu gördüğünüzde sakın şaşırmayın.. Şehirleşmelerin de genelde bu yeşil lekeleri kemiren bir harita kurdu gibi, tarımsal alanların tam ortasında yer aldığına dikkat edin. Sonra bu yazıya kaldığımız yerden tekrar devam edelim isterseniz ?..
Sorular on beş de , yirmi beş de etse yanıt bulabildiklerimizin oranı çok değişmeyecektir sanırım. Bilinmeyen ya da irademiz dışı oluşan yanıtlar bizi hep aynı köşede hareketsiz mi bırakacak ? Bu da sonuncu soru..

Şehirlerde sadece mezarlıklar ve askeri bölgeler , o da "zorunluluktan" yeşil kalabiliyorsa, parklar ; mahalle aralarında tel örgü ile çevrili "arsa irisi" alanlardan ibaret ise, ne mevcut doğanın korunması ne de yeniden yaratılması umurumuzda değilse, bazı mahallelerde, mimari hatalarımızı örten sarmaşıkları dikecek kadar bile toprak bulamıyorsak, "uzay kapsülü irisi şehir kapsülünde" sürdürülmeye çalışılan yaşam, önce kendisine olan saygısını yitirmiştir.O yüzden bu hali ile şehirlerimiz , gelecek kuşaklardan gizleyemeyeceğimiz suç delillerimizdir..

BİR KORUMA MODELİ..
Doğa Bilimcilerin verdiği bilgilere göre ; verimli arazilerde toprağın ortalama ilk 50 santimi ; sebze ve tahıl üretimi ile alçak bitkiler için en değerli bölüm imiş. İkinci 50 santim ; meyve ağaçlarının kök oluşumu için, üçüncü ve dördüncü 50 santimler giderek diğer ağaç türleri için önemli besin kaynağı sağlamaktaymış..
Diyelim ki beş metre derinden, taş oranı düşük, karışımı uygun bir toprağı gün yüzüne çıkardık ve 50 cm lik bir tabaka olarak ikinci sınıf bir toprak yüzeyine serdik. Dört veya beş yılda, dış hava koşulları ve güneş ışınlarının sağladığı kimyasal ortamda olgunlaşan toprak sayesinde, "yeni bir yeşil örtü" kazanmamız mümkün olabilmekteymiş..
Bunun canlı örneği olarak, verimli arazilerden geçen yol hafriyatlarında kenara yığılan toprakların, birkaç yıl içinde doğanın kendi yarasını sarma gayreti ile yeşillendiğini görmüşüzdür.. Hatta terk edilen çöp yığınlarının bile atmosfer etkisinde organik bir karışıma dönüştüğü ve kendi yeşil örtüsünün altına gizlendiğine şahit olmuşuzdur..

Kendi olanakları ile organik dönüşümü sağlama gayreti içinde olan doğaya biz de yardımcı olamaz mıyız acaba?

"Şehirlerin yakın çevresinde, ıslah edilmeye uygun alanlarda teraslamalar ya da uygun tesviyeler yapsak, inşaat yapılan yerlerin, betonlaşacak yol ve meydanların hafriyatlarından çıkacak elverişli nitelikte "ilk 50 santimi" buralara sersek, acaba yeşil çevreye ne kadar katkımız olur ?" diye sorduğum Ziraat Mühendislerinin gözlerinin parladığını gördüm.. Öyle anlaşılıyor ki; İkinci, üçüncü ve diğer 50 şer santimlik tabakaların da bu programa alınması ile şehir içinde "kalıcı yeşil alanlar" ve çevresinde önemli genişlikte bir "yeşil kuşak" elde etmek mümkün olacaktır.

Şu anda ne mi oluyor ? Bilinçsizce yapılan hafriyatlardan çıkan toprak, büyük bir çoğunlukla , ileride arsa değeri yükselsin diye, çukur yerlerin doldurulmasında kullanılıyor : Doğal zeminden daha yüksekte dökülmek zorunda olan "betona taban teşkil etmek üzere".. İnşaatın yakın çevresinde yapılan değerlendirmelerde , "zemin ıslahı" amaçlı uygulama çok küçük oranlarda.. Daha çok , inşaat yapılan arsanın tesviyesi amacı ile kullanılıyor ve doğal zenginlik insafsızca yok ediliyor.. "Buraya hafriyat dökülür !" tabelası olan alanlara şöyle bir bakın !.. Hepsi, rant bekleyen çukurlar !.. Moloz ve katı atıklar karışmış öbeklerdeki doğal potansiyeli olan topraklar ayrılabilse, kaç hektar verimli alan kazanılırdı düşünün !..

Temel aralarındaki toprak dolgu için , yatırımcıya "eziyet !" edemeyeceğimizi varsayabiliriz. Fakat hiç olmazsa ilk 50 santimin "doğal amaçlı" kullanılmasına bir yaptırım getiremezsek , sonuçlarının, geri dönüşü olmayan bir "toplumsal eziyete" dönüşeceğini de göz ardı edemeyiz..
Yaşamı sürdürmek için dökmek zorunda olduğumuza kendimizi inandırdığımız betonun yok ettiği verimli toprakları, bu yolla tekrar kazanmaya çalışmak, belki de doğaya saygının somut bir göstergesi olacaktır.

Bu işlemi söyle formüle etmek olanaklı görünüyor :
Sadece beton dökülen veya asfaltlanan ; yol, kaldırım, meydan benzeri yerler için 50 santim, binalar için ise ; yapılan bodrum ve temel hafriyatının alt kotunu esas alarak, çıkan tüm toprağın 50 santime bölünmesinden elde edilen toplam metrekare "elverişli toprağı", temel ruhsatı alabilmek için, gösterilen alana dökme zorunluluğu pekala konabilir .. Organik gelişim için elverişsiz nitelikte olan hafriyat bölümü, yine eskisi gibi dolgu ve tesviye malzemesi olarak kullanılmaya devam eder..

MİMARİ ÇÖZÜM ..
Eğer mimari çözüm , bu elverişli toprağı kendi bünyesinde kullanmaya uygun ise, toprağı taşıma zorunluluğu da kendiliğinden ortadan kalkar. Örneğin tek katlı bir yapının, taban alanından çıkardığı toprağı ; damında, terasında ya da bünyesinde kullanarak tekrar kazanması ; hem, ses ve ısı izolasyon değerlerini yükseltici hem de doğal yaşamı gündelik hayata dahil eden çözümü ile tercih edilen bir planlama olacaktır.

Çok katlı yapılarda ne mi olur? Bu anlamdaki yeşilin , bu ölçüde taşınabildiği balkon ve teraslar, "emsal harici" tutularak en azından taban alanı kadar bir yeşil kurtarılır.. Kalan elverişli toprak yine taşınarak, şehir çevresine katkıda bulunulur.. Oksijen ihtiyacımızı karşılayan, pis havayı filtre ederek şehrin böbrekleri ve akciğeri görevini üstlenen yeşil alanlar böylece yaşamın aktif bir parçası haline gelir..

ŞEHİRCİLİK AÇISINDAN GÖRÜNÜM ..
Ortalama değerde tarımsal niteliği olan bir arazide gelişmekte olan şehrin, yüz bin kişilik yaşam birimini model olarak ele alalım.. Yine ortalama olarak dört katlı yapıların varlığını ve 5 kişilik bir aile için 100 m2 bürüt alan kullanımını var sayalım. 20.000 birim daire ve 5.000 apartman, yani 100 er m2 den toplam 500.000 m2 taban alanı ile karşılaşırız.
Ortalama temel derinliği 1m olsa ve binaların yarısının bodrumlu yapıldığını düşünsek, sadece konut yapılarından :
2.500 adet x 100 m2 x 4 m=1.000.000 m3,
2.500 adet x 100 m2 x 1 m= 250.000 m3,
toplam 1.250.000m3 hafriyat , yani 50 cm den, 2.500.000 m2 toprak yüzeyi elde edilir..
Bunun % 60 ını elverişli toprak saysak, ortalama : 1.600.000 m2 yeşil alan kazancımız olur..
1.600.000 m2 : 100.000 kişi= 16 m2 yeşil alan eder..Kişi başına minumum 7 m2 olan "alt sınırın % 230 üstünde" bir değer kazandığımızı görürüz.. Kamusal alanlar, ticari hizmet alanları ve yollarla meydanların katkısı sağlanırsa bu rakam rahatça iki misli boyut kazanabilecektir ..

"YOK EDECEĞİN TOPRAĞI GERİ VER !"
Bu slogan ile özetlenebilecek girişim, toprağı korumanın ötesinde onu çoğaltacak matematiksel kurgusu ile, belki de bağışlanmamız için "doğadan özür dileyiş biçimimiz" olacaktır. Yukarıdaki örnekte ; 500.000 m2 taban işgal edilmekte buna karşılık 1.600.000 m2 yeşil alan üretilmektedir..Yani "bire - üç " den fazla..

Saygı ; "özenli ve ölçülü davranmak" ise, bu yolla en azından "bire - bir" koruyacağımıza inandığım, toprağın ölçüsü oranında yeşereceğine güvendiğim doğa sevgisi, ona duyulması gereken saygının en içten anlatımı olacaktır ..

Bu işe aklı yatan "öncü" bir Büyük Şehir Belediyesi, İmar Yönetmeliğinde yapacağı bir maddelik düzenleme ve alacağı tedbirlerle, hem doğaya saygının "saygın" öncülüğünü sahiplenecek, hem de toprağa ve çocuklarımıza olan borcumuzu ödemenin en güzel yolunu seçmiş olacaktır..

 

 

Deprem anında yapılması gerekenler

 

Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.

Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslararası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.

875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum, ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim. 2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket " azaltma" uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım.

1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul üniversitesi, Case yapımcılık ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar.

İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. On maket "çömel ve korun" metodunu uygularken, 10 maket "hayat üçgeni" metodunu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direkt olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film "çömelip korunan/saklanan" kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu. Hayat üçgeni metodunu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu. Bu film Türkiye'de ve Avrupa'nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerika'da Real TV programında izlendi.

Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu "ayıptı, gereksizdi" ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.

Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlığı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim "hayat üçgeni" dediğim alandır.

Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir. Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğünüz üçgenleri sayın. Her yerdeler. Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.

Deprem anında hayatta kalma, ailelerine bakma ve başkalarını kurtarma hakkında 750 bin nüfuslu Trujillo kentinin itfaiye bölümünü eğittim. Trujillo İtfaiye Departmanının kurtarma şefi Üniversitede profesördür. Bana her yerde eşlik etti. Kişisel ifadeleridir:

" Adim Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi şefiyim. 11 yaşındayken çöken bir binada mahsur kaldım. Mahsur kalışım 1972 yılında 70.000 kişini öldüğü depremde oldu. Erkek Kardeşimin motosikletinin yanında oluşan " hayat üçgeni" içinde hayatta kaldım. Yataklarının veya sıraların, masaların altına giren arkadaşlarım ezilerek öldüler (isim, adres vb detayları anlatıyor). Ben hayat üçgeninin yasayan örneğiyim. Ölen arkadaşlarım "çömel ve korun" örnekleridir.
 

  1. Binalar çökerken basitçe "çömelen ve korunan" kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.

     

  2. Kediler, köpekler ve bebeklerin hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.

     

  3. Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.

     

  4. Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.

     

  5. Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..

     

  6. Bina çökerken kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür... Nasıl mı?

    Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşerse inen tavanın altında kalırsınız. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa kirişin altıda kalırsınız. Her iki durumda da ölürsünüz!

     

  7. Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir "frekans aralığına" sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçeklesene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar.

    Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.

     

  8. Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.

     

  9. Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Fransisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.

     

  10. Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.

    Bu mesajı mümkün olduğu kadar çok kişiye ulaştırmanız önemle rica olunur ..

 

 

 

Deprem bölgesinde ahşap evler yapılmalı
Davit Yeomans *
Cumhuriyet Bilim teknik, 16.10.1999


Depreme daha dayanıklı olması, ucuz ve hızlı inşa edilmesi nedeniyle ahşap karkas betona tercih edilmeli...
Deprem sonrası birçok evi baştan inşa etmek zorunda kalacak olan Marmara Bölgesi, ahşap karkaslı inşaat geleneğini yeniden canlandırmalıdır. Ahşap karkas yöntemi, oldukça büyük felaketler doğurduğu görülen betonarmeden daha güvenli bir inşaat şeklidir. Bu yeniden inşa süresinde ahşap, beton ve tuğladan daha basit biryoldur. Burada sözü edilen, acil durumlar için ve geçici olarak yapılacak ahşap binalar değil, depremlere karşı daha dayanıklı olan ve İstanbul bölgesinin iklimine en az beton ve tuğla kadar uygun olan, kalıcı ahşap binalardır.
Ahşabın depreme dayanıklılık bakımından neden betonarme binalardan daha iyi olduğunu anlamak için, öncelikle bir deprem sırasında neler yaşandığını düşünelim. Deprem sırasında yer hareket eder. Bu hareketin binaya aktarılması ve binanın da yer ile beraber hareket etmesi gerekir. Bu hareket sırasında ortaya çıkan kuvvetler bina üzerinde etkili olur. İnşaatta kullanılan malzemelerin bu kuvvetlere dayanamaması sonucunda bina çöker.


Doğal olarak, bina ne kadar ağırsa, yer hareket ettiğinde binanın içinden aktarılması gereken kuvvetler de o derece büyük olur. Dolayısıyla, bina ne kadar hafifse, bina içinde dolaşan kuvvetler de o derece küçük olacaktır. Zeminlerin ve çatının daha hafif bir malzemeden yapılmış olması halinde, duvarların da daha az bir kuvvete dayanmasının yeterli olacağı çok açıktır. Ancak, aynı durum duvarların kendisi için de geçerlidir. Duvarlar daha hafif yapılırsa, bunların üzerinde etkili olan kuvvetler daha da küçük olacaktır.
Daha hafif ama daha zayıf bir malzeme işimize yaramaz. Dolayısıyla, ihtiyacımız olan malzeme, sağlamlık-ağırlık oranı yüksek olan bir malzemedir. Gerçekten de ahşabın kuvveti, yaygın olarak kullanılan beton cinslerinin kuvvetine hemen hemen eşittir. Ahşap çok daha hafif bir malzeme olduğundan sağlamlık-ağırlık oranı çok daha yüksektir ve dolayısıyla çok daha iyi bir inşaat malzemesidir.
 

Kuvvetlerin iletimi


Yüksek bir sağlamlık-ağırlık oranına sahip olan ahşap, depreme daha dayanıklı binaların inşasında kullanılabiliyor ama acaba ahşaba gerekli şeklin verilmesi mümkün mü? Bu soruyu cevaplamak için, bina içinde kuvvetlerin nasıl iletildiği konusuna biraz daha yakından bakmamız gerekiyor.


Hepimizin bildiği gibi, yatay kirişleri destekleyen bir dizi düşey direk, aynen bir dizi futbol kalesinde olduğu gibi hiçbir stabilite sağlamaz. Böyle bir sistem en ufak bir kuvvette devrilir. Dolayısıyla başka bir yönteme ihtiyacımız olacaktır. Stabiliteyi sağlamanın iki yolundan biri, binanın köşelerini çaprazlama birbirine bağlamak, ikincisi ise binayı köşeler sağlam ve hareketsiz olacak şekilde inşa etmektir. Demirle sağlamlaştırılmış beton ve tuğla yapılarda her iki yöntem de kullanılmıştır. Betonarme karkaslarda köşeler uygun sağlamlaştırma malzemeleri ile sabit hale getirilir. Buna rağmen, kolonların alt ve üst kısımlarında aktarılması gereken çok büyük kuvvetler var olmaya devam eder. Bu kuvvetlere karşı dayanıklılık, kolon boyunca ilerleyen demir çubuklarla değil, bu demirlerin etrafına bağlanan çubuklarla sağlanır. Bu çubukların genellikle birer bağlantı parçasından ibaret olduğu düşünülür ve ortalama bir inşaatçı bu kuvvetlerin aktarılması için ne kadar sağlamlaştırma gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahip değildir.
Betonarme bir karkasın stabilitesini sağlamanın bir diğer yolu duvarları dolgu olarak kullanmaktır. Ancak bu yöntem de bazı sorunlar yaratır. Bina üzerinde etkili olan yatay kuvvetler, duvarlarda çapraz kuvvetler yaratır. Bu kuvvetler duvarı çevreleyen çerçevenin köşe noktalarını zorlar ve gerekli miktarda sağlamlaştırıcı eleman kullanılmamışsa kolonlar bağlantı noktalarından ayrılabilir.


Karkaslı binada stabilite


Peki ahşap karkaslı binalarda stabilite nasıl sağlanır? Geleneksel ahşap karkaslı binalarda, marangozlar çerçevenin ilk kalaslarını diyagonal kalaslarla desteklerlerdi. Ancak, bu çapraz kalaslar depremin yarattığı kuvvetlere karşı yeterince dayanıklı değildi. Çerçeve üzerine çivilenen geniş kaplama levhaları yatay kuvvetlere karşı hatırı sayılır bir direnç yaratıyordu. Çakılan bu levhalar gerekli güvenliği sağlıyordu.


Modern ahşap karkaslı binalarda kontrplak veya fiber levhalar kullanılır. Ahşap çerçeveye çivilenen bu levhalar çerçevenin stabil hale gelmesini sağlar. Bu sistemin yatay kuvvetlere dayanma gücü, hem kullanılan levhaların sağlamlığına ve kalınlığına hem de bu levhaları çerçeveye bağlamakta kullanılan çivilerin ne derece aralıklı olarak çakıldığına bağlıdır. Bu inşaat tekniği Amerika'nın deprem bölgelerinde sağlamlığını kanıtlamıştır.


Karşılaştırma


Betonarme ile ahşap karkas yöntemini karşılaştırdığımızda, ahşap karkas yönteminin hem sağlamlık-ağırlık oranının yüksek olması, hem de inşaatının kolay olması bakımlarından daha iyi bir yöntem olduğunu görüyoruz. Güvenli betonarme binalar yapmak mümkündür, ancak bu binaların güvenilirliği, beton karışımının sağlam bir şekilde yapılmasına ve gerekli miktarda güçlendiricinin doğru şekilde kullanılmasına bağlıdır. Bu tecrübe gerektiren bir iştir. Karışımda gereğinden fazla su kullanılırsa betonun dayanıklılığının ciddi ölçüde düşeceği göz önüne alınırsa, bu inşaat tipinin düzgün şekilde yapılabilmesi için özenli bir denetimin şart olduğu anlaşılacaktır.
Buna karşılık, ahşap karkaslı binalarda, inşaatın doğru biçimde yapılıp yapılmadığı kolayca denetlenebilir. Çiviler arasında ne kadar aralık bırakıldığı bir bakışta görülebilir. Bu tip inşaatlarda da doğru malzemenin kullanılması gereklidir. Malzemelerin üreticisi tarafından işaretlenmiş olması sayesinde, doğru malzemenin kullanılıp kullanılmadığı yerinde inceleme yapılarak kolayca tespit edilebilir.
Ahşap karkaslı binaların bir başka avantajı, inşaatın çok hızlı tamamlanmasıdır. Bölgedeki geleneksel ahşap evler kuruldukları yerde hazırlanarak inşa edilmişlerdir, ancak modern inşaatçılıkta bunun böyle olması şart değildir. Kalaslar ve kontrplaklar bir atölyede hazırlanarak hızlı bir şekilde yerine monte edilebilir. İnşaatın hızı doğal olarak ne miktarda prefabrike malzeme kullanıldığına bağlıdır. Fabrikada üretilmiş büyük ahşap evler, iç döşemeleri ve doğramaları ile birlikte konteynerlere koyularak paketlenebilir. Bu tip evler, temel işleri tamamlanmış yerlerde bir vinç yardımıyla yarım gün içinde kurulabilir.


Doğal olarak bu yöntem, fabrikadaki üretim aşamasında hatırı sayılır derecede karmaşık yöntemler kullanılmasını gerektirir. Diğer taraftan, basit ahşap evler basit bir atölyede el ile imal edilebilir. İki kişinin taşıyabileceği kadar hafif olan levhalar normal bir kamyonla inşaat mahalline taşınarak birkaç gün içinde eksiksiz bir ev haline getirilebilir. İnşaat süresi tek katlı bir ev için 2-3 gün, iki katlı bir ev içinse yaklaşık olarak 5 gündür. Bu tip evlerin kurulduktan sonra döşenmesi daha uzun zaman alır, ancak bunların marangozhanelerin çoğunda kolayca üretilebilir nitelikte olması bir avantajdır. Bu iş için gereken marangozhane birkaç basit alet yardımıyla kısa sürede kurulabilir.
Ahşap karkaslı binaların doğal olarak bir yükseklik sınırı vardır, ancak dört kata kadar olan ahşap binalar Amerika'da yaygındır. Yangına karşı koruma ve daireler arası ses yalıtımı konuları üzerinde yoğun çalışmalar yapılmıştır. Bu inşaat tipinin bir diğer avantajı, güçlü ısı yalıtımı sistemlerinin kolayca monte edilebilmesi sayesinde kış mevsiminde ısıtma ihtiyacını azaltmasıdır.
Ahşap karkas yöntemi, depremden zarar görmüş Marmara Bölgesi için gelişmiş bir teknolojiye dayanan, güvenli bir inşaat yöntemidir. Bu teknolojinin çok çeşitli üretim faaliyetleri için de uyarlanması mümkündür. Hızlı bir şekilde yapılabilen bu binalar insanların evlerine daha çabuk kavuşmasını sağlayacaktır ve şahsi görüşüme göre betonarme binalardan çok daha güvenlidir.


(*) Liverpool Üniversitesi. İngiltere Ahşap Komitesi Başkanı, UNESCO Kültür Varlıkları Bölümü Danışmanı. Balat ve Zeyrek projelerinde yer aldı. Dr. Yeomans, önceki hafta Yapı Endüstri Merkezi'nde bu konuda bir konferans verdi.

 

 

Geleneksel yapılardan alınacak dersler

www.floor.com dan alınmıştır.

ÜNAL H. ATAÇ


 “Ahşap yapılar üzerine dergilerde, gazetelerde yazılan yazılar, konferanslarda yapılan konuşmalar, internet sayfalarında devam eden forumlar hep geleneksel ahşap yapılar kaynak alınarak yapılıyor. Bu demektir ki elimizde yeni teknolojilerle yapılmış ahşap yapılar hakkında pek fazla bilgi yok.” Geleneksel ahşap yapıların en yenisinin 40 senelik olduğunu bu yazıları takip ederek anlayabiliyoruz. Ama ne yazık ki bizim son ahşap yapımızı inşaa ettiğimiz senelerde Amerika ahşap yapı teknolojilerini geliştirme çalışmaları içine daha da derinlemesine girmekteydi. O senelerde çivileri kendinden çıkan çelik bağlantı plakaları keşfedildi, ahşap yapı statik hesaplarını yapmak için bilgisayar programları geliştirildi.
Amerika'da ahşap yapı sanayi bizim ahşap yapı inşaasını terk ettiğimiz senelerden günümüze kadar inanılmaz bir gelişme göstererek, 1.5 milyon çalışanı ve 32 milyar dolarlık maaş bordrosu ile Amerika'nın ilk ondaki iş kolları içinde yerini senelerdir koruyarak geldi.

Ülke ve İnsan Çıkarları Ön Planda Olursa
Konuyu biraz daha geriye dönerek incelersek o zaman Amerika'da da yeni ahşap yapı teknolojilerinin olmadığı zamanlarda ahşap yapıların bizim eski yapı tarzlarına benzer şekillerde yapılmış olduğunu göreceğiz. Demek ki, ahşap yapılar bizim ülkemizde olduğu gibi bir kenara itilip unutulabilirdi, ama bu gercekleşmedi neden acaba? Eminim ki; hepimiz Amerika’da çok ciddi çimento sanayi, betonarme sanayi ve çelik sanayi olduğunu biliyoruz. Demek ki Amerikalılar da isteseydi betonarme yapılara hız verebilirler, ahşap yapıları unutabilirlerdi. Ama bu gercekleşmedi, neden? Çünkü; ahşabın ülke ekonomisine, insan sağlığına, insan hayatına, çevre kirliliğine, hava kirliliğine, gürültü kirliliğine, ülke enerji giderlerine faydalı olacağı biliniyordu. Genel olarak ülke ve insan çıkarları için de faydalı olduğu görülmüştür de ondan. Beton, Amerika'da yapıların temellerinde, yol yapımında, havaalanı, köprü, baraj inşaatlarında kullanılır. Yüksek katlı yapılar ise ağır çelik konstrüksiyonla yapılır.

Ahsap ustası kalmadı demek sadece bugünkü teknolojileri, uygulamaları bilmemek...
Ülkemizde olduğu gibi, Amerika'da da eski sistem ahşap yapılarda tabiat güçlerine karşı koymada zayıf noktalar olduğu, bu zayıf noktalar dolayısıyla yıkılmalar gerçekleştiği gözlemlenmiş. Bu doğrultudan yola çıkılarak ahşap yapı sistemlerini gelistirmek için calışmalar, keşifler yapılmağa başlanmış ve ahşap yapıları bugünkü güvenli sistemlere getirinceye kadar keşifler, teknolojiler devam etmiş. Hala da devam etmektedir. Ülkemizde eski sistem ahşap yapıları yapan ustalar vardı onlar kaybolunca, yerlerine yetişenler olmayınca, ahşap yapı sanayi unutuldu. Artık günümüzde yeni teknoloji ile yapılan ahşap yapılar tamamen bilgisayarda statik mühendisliği yapılmış, kalite kontrollü fabrika ortamında imal edilmiş duvar panelleri (perde duvar), döşeme kirişleri, çatı makaslarının şantiyede çelik ankrajlar ile monte edilmesiyle ortaya çıkartılmasından dolayı ahşabı işleyebilen, el hüneri olan ahşap ustasına gerek kalmamıştır. Bugünkü teknolojik ahşap yapıların montaj detayları bile bilgisayar programından çıkmakta, okuma yazması olan her birey tarafından uygulanabilmektedir. Kaldi ki; bu sanayide Türkiye'de üretim yapan fabrikaların hepsi montaj aşamasında kendi mühendislerini, montaj ekiplerini yollayarak ev yaptıracak olanlara yardımcı olmaktadırlar.

Klasik sistem ve yeni sistem duvar panelleri arasındaki farklar büyüktür;
Geleneksel ahşap yapılarda dış duvarlar ahşap dikmeler arasında dolgu malzemesi olarak yerine göre tuğla, taş, kerpiç, ağaç yongası doldurularak bitirilirdi. Başka bir uygulamayla ahşap çıtalar binanın dış yüzünden dikmelere çakılır ve bu şekilde açık olarak bırakılır, tüm tabiat şartlarına göğüs germesi beklenirdi. Ahşabı koruyucu kimyasal maddelerin olmaması, ahşabın direk olarak suya, dış etkenlere açık bırakılması sonucunda ahşapta çürümeler oluşmakta. Buna bağlı olarak da yapının tabiat kuvvetlerine direnç güçü zayıflamaktaydı. Bu tip duvar sistemlerinde en büyük problemlerden biri kullanılan dolgu malzemesinin çok ağır olması, ısı ve ses izolasyon değerlerinin de çok düşük olmasıydı. Günümüzde Amerikan sistemle yapılan duvar panelleri dikme araları 40 cm. olup bu boşluklar ısı ve ses izolasyon değerleri bilinen cam yünü, taş yünü veya EPS (strofor) malzemeleri ile doldurulup dış yüzeyinde de minumum 12 mm. kalınlığında kontrplakla sık aralıklarla çivilenip tamamen deprem perde duvarı oluşturularak yapılmaktadır. Tabi ki bu duvarlar klasik duvarlarla karşılaştırınca çok daha hafif ve de ses ve ısı izolasyonludur. Yeni sistemde dış duvarlarda kontrplak üstüne nem kesici membran, bunun üstüne yanmaz sentetik sıva uygulaması, yanmaz yalı baskı veya isteğe bağlı başka malzemeler uygulanarak bitirilir. Duvar iç yüzeyleri yanmaz alçı plakalarla kaplanır.

Ankrajlar; sadece çivileme yeterli olmaz...
Klasik eski sistemlerde duvarlar direk olarak temele çivileme yöntemi ile tutturulurdu (sarıçam ahşapta 10'luk çivi, kesmede 60 kg., çekmede 23 kg. taşıma kapasitesine sahiptir. NDS, 1986 Edition). Tabi ahşabın çürümesine karşı kimyasal uygula-ması yapılmadığından zemine temas eden ahşap zamanla çürür, yapının direnç gücü azalırdı. Bu yüzden klasik sistemlerde zayıf kat alt kattır, daha fazla hasar alır. Yeni sistem ahşap yapıda duvar panelleri temele, ahşap sanayi için özel ürün yapan, dünyada kabul edilen, ürünlerinin taşıma kapasiteleri kataloglarında belirlenmiş patentli çelik ankrajlarla bulonlu (bulon temel betonu dökülmeden yerine monte edilir) olarak sabitlenir. Ayrıca temel betonu dökülmeden demir donatılara sabitlenen çelik lamalarla da tekrardan tüm temel betonu çevresinde her 60 cm.'de bir olmak suretiyle konulan lamalar duvar panellerine sabitlenir. Tüm ankrajlar statik programdan çıkan kuvvetleri taşıyacak sekilde monte edilir. Temel betonuna temas eden ahşap çürümeye karşı ilaçlanır. Bu parça ile beton arasına nem kesici membran yayılır. Böylece alt yastıkta çürüme tamamen önlenir. Kat aralarında duvar panelleri klasik sistemlerde yine sadece çivileme ile sabitlenmekteydi. Temele yapılan bağlantı gibi çivi bağlantısı kat aralarında da yeterli olmamaktaydı. Yeni sistemlerde ankrajlar aynı temelde olduğu gibi statik programdan çıkan kuvvetleri taşıyacak şekilde kat aralarında da yapılmaktadır. Şu anda bu sistemle Amerika, Avrupa, Japonya'da altı katlı ahşap yapılar yapılmaktadır.

Döşeme kirişleri:
Klasik sistemlerde döşeme kirişleri masif ahşaptan 5x25 veya 5x30 olarak, 40 cm. aks aralıklarlarında konulmaktaydı. Kirişler duvar panellerine çivi ile sabitlenmekteydi. Tesisat boruları geçirmek için kirişler bilinçsizce kesilmekte böylece kritik bölgeler yaratılmaktaydı. Yeni sistemlerde döşeme kirişleri yapının önemli bir elemanı olarak dizayn edilirler. Düğüm noktalarında çelik bağlantı plakaları preslenmek suretiyle üretilirler. Kirişlerde tüm tesisat borularının geçebilecek olduğu boşluklar bulunur. Böylece kirişin statik değerini bozmadan hiçbir parçayı kesmeden, delmeden tüm tesisat döşenebilir. Kirişler duvar panellerine çelik ankrajlarla sabitlenir. Çok katlı yapılarda alt kat duvar paneli döşeme kirişi, üst kat duvar paneli beraberce yekpare ankrajlarla sabitlenirler. Böylece tüm tabiat güçlerine direnç gösteren devamlı bir bağlantı sağlanmış olur. Yeni sistemlerde kirişler 60 cm. aks aralığında statik programda dizayn edildiğinden yeni ahşap yapılar daha da hafif olmaktadır. Ayrıca yeni kiriş sistemlerinde kirişin içinden geçirilen devamlı ahşap elemanlarla tüm sistem dış duvardan dış duvara sabitlenerek bir diyafram oluşturulur. Döşeme kirişleri arasına uygulanan ısı ve ses izolasyonu dolayısıyla kat aralarında oluşan ısı kayıpları önlenir.
Çatı makasları yapıda en önemli elemandır.
Bir yapıyı dizayn ederken temele gelen yükleri bilmek ve temeli bu yüklere göre dizayn etmek gerekmektedir. Tabi ki yükleri tahmini olarak alıp temeli buna göre kalın dökme her zaman kullanılan bir yöntem olsa da eğer yapılarda yapının maliyeti önemliyse ki; bu en önemli faktördür. O zaman yapının tüm yüklerini bilmemiz yapı maliyeti açısından öne çıkmaktadır. Bunun için de çatıdan başlayarak yapımızı dizayn etmemiz gerekecektir. Bugünkü ahşap statik programları bunu en net yapabilecek şekilde programlanmıştır. Çatının üstüne konulan malzeme ne olursa olsun çatı makaslarını o yüklere göre dizayn eden, makas aks aralarını 60 cm.'de çalıştıran bu programlar ile çatılar klasik sistemlere göre ( klasik sistemde aks araları 50 cm.'dir) daha hafif olarak dizayn edilirler. Yeni sistemle üretilen çatı makasları düğüm noktalarında çelik bağlantı plakaları kullanıldığından son derece yüksek kuvvetlere direnç gösteren bir şekilde üretilirler. Kullanılan çelik bağlantı plakaları dünyada kullanımı kabul edilmiş olan patentli, sertifikali bir üründür. Çelik bağlantı plakalarının taşıma kapasiteleri; MiTek plakalari icin; çekmede (2.5cm2 alanda) çift taraflı plaka için 510 kg., yırtılmada 2.5cm2'’lik çift taraflı plaka için 260 kg.'dir. Klasik sistemde asklar, mertekler birbirlerine çivileme yöntemi ile sabitlendiğinden taşıma kapasiteleri yeterli olamamaktadır. Bugünkü yeni sistemlerde bağlantılar taşıma kapasiteleri belirli ankrajlar ile yapılmaktadır. Yeni sistemlerde çatı makasları üstleri 12 mm. kalınlığında kontrplak ile kaplanır, kontrplağın üstüne nem kesici membran bunun üstüne de kiremit veya başka malzeme uygulanır. Makaslar arası boşluklar tüm tesisat boruları için ideal ortam oluşturur. Makaslar arası boşluklardan geçirilen ahşap elemanlarla tüm sistem dış duvardan dış duvara sabitlenir, bir diyafram oluşturulur. Ayrıca makaslar arasına uygulanan ısı ve ses izolasyonu dolayısıyla yapıda ısı kayıpları önlenir.

Ormanlar ne olacak?
Eğer ahşap yapılar artarsa ülkemizdeki ormanlar yok olur dersek, Amerika'da tüm yapılarda kullanılan ahşap dolayısıyla artık orman kalmaması gerekirdi. Demek ki; bu sadece insanları ürkütmek için söylenen bir söz. Demek ki; ormanlar bitmiyor, neden? Çünkü; kestiğinin yerine dikersen dünyada kendini yenileyen tek yapı malzemesi ahşıap olduğundan, orman bilinçli bir üretimle hiçbir zaman azalmayacak. Bugün Amerika'da kesilen 100 ağacın yerine123 ağaç dikiliyor. Her 20 senede bu ormandan hasat alınıyor. Demek ki; orman bir tarım ürünü bu sebepte de ormanlar Amerika'da Tarım Bakanlığı kontrolu altındadır. Tarım Bakanlığı orman ürünlerinin tanıtımını ve pazarlamasını yapıyor. Eğer bu malzemenin bitme gibi bir riski olsaydı pazarlaması durdurulurdu. Sadece küçük bir hatırlatma; Güney Amerika'da Şili küçük bir ülke, fazla doğal kaynağı olmayan bir ülke fakat ormancılığı kendilerine bir doğal kaynak olarak aldılar. Devamlı şekilde kereste ihraç eden bir ülke oldular, ormanları da bitmiyor neden? çünkü bilinçli dikim ve kesim yapılıyor. Demek ki; istenirse oluyormuş.

Nitelikli ahşap nasıl bulunacak?
Türkiye coğrafi bölge olarak çok şanslı bir konumda çünkü dünyanın en büyük orman kaynaklarına sahip Rusya yanımızda. Ahsap yapılarda kullanılan ahşap cinsleri ladin, göknar ve sarıçam. Bu ahşap cinslerinin hepsi Rusya'da var. Rusya şu anda kendi ahşabını, ahşap yapıların en geniş olarak yapıldığı Amerika, Finlandiya, Japonya ve başka pazarlara ihraç ediyor. Tabi ki bu arada Türkiye’de Rusya’dan ahşap alıyor. Dünya pazarında ahşabın fiyatı neyse, Türkiye’ye de aynı fiyatlarla ahşap getiriliyor, hatta daha ucuz çünkü nakliye o memleketlere göre Türkiye için cok daha ucuz. Yani ahşap pahalı demek bir alışkanlık olmuş. Demek ki; yapısal nitelikli ahşap her zaman bulunuyor. Kaldi ki ülkemizde de yerli aynı cins yapısal ahşap piyasada bulunuyor.

Enerji; ülke ekonomisindeki kambur!
Bugünlerde hepimizin bildiği tek şey ülke ekonomisindeki en büyük giderin enerji gideri olduğu. Bu böyle olunca gelismiş ülkeler bu gideri kısmak için ellerinden geleni yapıyorlar, enerji giderini üretim sanayinden tüketim sanayine kadar en az kullanan evler, arabalar, fabrikalar dizayn ediyorlar. Yeni sistem ahşap duvar panelleri ısı izolasyon değerleri klasik sistem tuğla duvar ısı değerinden en az 10 misli fazla, bu demek ki yeni sistem ahşap yapıyı ısıtmak için gerekli yakıt gideri çok daha düşük. Bu demek ki hem aile bütçesi hem de ülke bütçesi bundan fayda görecek. Üretim sanayinde malzeme üretiminde gerekli olan enerji giderlerini gözden geçirelim: 1 ton üretim için: makina halisi 12.27 milyon BTU, çelik dikme 26.67 milyon BTU, aluminyum 32.milyon BTU, beton 86.31milyon BTU, tuğla 175.22 milyon BTU, kontrplak 6.00 milyon BTU, ahşap I-joist 4.14 milyon BTU,
ahsap kereste 2.91milyon BTU.
Yukarıdaki üretim enerji gider değerleri neden ahşabın yapı malzemesi olarak batı ülkelerinde tercih edildiğini göstermektedir.

Çevreye, doğaya, havaya, gürültü kirliliğine etkileri:
Çevre, doğa, hava ve gürültü kirliliği yaratmaz, hem hammadde olarak hem de üretilmiş ürün olarak çevrecidir. Ormanlar havayı temizler, sağlığımıza faydalıdır. Genç ormanlar havayı yaşlı ormandan daha fazla temizler demek ki yaşlı orman kesilip yeni fidanlar dikilmelidir. Ahşap yapılar insan sağlığına yan etkisi olmayan yapılardır. Nem oranı çok düşük, ısınması çok daha kolay, yazın serin mekanlar yaratır, çünkü ahşap kendi başına izolasyon değeri çok yüksek olan bir malzemedir. Orman ürünleri üretimleri başka malzemelerle karşılaştırılınca çevreye en az zarar vererek, en az enerji kullanarak üretilendir. Kereste fabrikalarındaki tüm ürünler geri dönüşümlüdür. Kereste kalitesinde olmayan ahşap; kontrplak, OSB, MDF ve sunta olur. En kötü ihtimalle hiçbir sey olmuyorsa odun olarak ısıtmada kullanılır. Deprem sonrası yıkılan betonarme binaların molozları ne oldu? Ne yazık ki hepsi çevreye yayıldı, denizler dolduruldu. Eğer bu yapılar ahşap olsaydı hem bu kadar fazla yıkılan olmayacaktı hem de yıkılan binalardaki ahşap geri dönüşümlü olacaktı. Kullanılabilecek gibi olanı kullanılır, geri kalanı yakılarak çevre kirliliği yaratmadan yine faydalı olurdu. Amerika'da doğal afetler oluyor, binalar hasar görüyor fakat yine yenisi ahşap olarak yapılıyor. Neden acaba? Çünkü insanlar ahşap yapı sisteminin faydalarını biliyorlar.

Yangına nasıl önlem alınacak:
Evet, ahşap yanıcı bir malzeme böyle olunca eskiden olmuş, günümüze kadar konuşularak gelmiş olan yangın hikayeleri bizleri korkutuyor. Ama eski ahşap yapılarla bugünkü Amerikan sistem ahşap yapılar arasında çok önemli bir fark vardır. Eski yapılarda tüm bina olduğu gibi ahşaptandı, yani hem taşıyıcı sistemi hem iç ve dış kaplaması ahşaptı. Böyle olunca tabi ki yangına çok daha müsait oluyordu. Yeni Amerikan sistem ahşap yapılarda binanın sadece taşıyıcı sistemi ahşaptır. Dış kaplama ahşap üstüne sentetik yanmaz sıva veya yanmaz yalı baskıdır. İç kaplama ise minimum yangına bir saat dayanıklı alçı levhalarla kaplanır. Bu sistemle yapılan yapılar dünya itfaiye teşkilatları tarafından istenen minimum bir saatlik yangın önleme zamanını karşılamaktadır. Bitişik nizam yapılan ahşap binalarda her iki bina arasında yangın önleme duvarları yapılmaktadır. Bu sistemle Amerika'da bitişik nizam ve apartman olarak altı katlı yapılar yapılmaktadır. Bu binalar tüm sigorta şirketleri, kredi veren bankalar tarafından onaylanmıştır. Ve de insanlar hiçbir şekilde çekinmeden bu tip yapılarda yaşamaktadırlar. Eğer insan hayatının değerli olduğu bir ülke varsa orası Amerika'dır. Bu ülke kendi halkı için zararlı olacak bir yapı tarzını katiyen kabul etmez. Unutmamalı ki; betonarme yapılar eğer yangına maruz kalırlarsa kolon ve kirişlerin içindeki çelik genleşerir, betonla bağlantısı kesilir, yapının taşıma kapasitesi büyük ölçüde yok olur. Buna en güzel örnek deprem illerinde alt katlarında ekmek fırını, yüksek ısı ile çalışan iş yerlerinin bulunduğu binalardır. Bu binaların hemen hemen hepsi çöktüler.

Hafif yapı hayat kurtaran yapıdır:
Depremde yıkılan yapılarda en önemli sorunlardan biri betonarme ağır yapıların çökmesi sonucunda ağırlıkları dolayısıyla içindeki tüm eşyaları ezerek hiçbir yaşam alanı bırakmaması bu sebeple çok az sayıda insan hayatının kurtulabilmesidir. Ayrıca betonun son derece ağır bir malzeme olması sebebiyle yapılan kurtarma çalışmaları sadece ağır makinelerle yapılabilmektedir. Yeterli sayıda inşaat makinası bulunmaması, bir makinanın ancak bir binada çalışabilmesi dolayısıyla kurtarma çalışmaları çok yetersiz kalmaktadır. 100 m2'lik betonarme ve ahşap yapı ağırlık olarak karşılaştırıldığında, betonarme yapı 100 ton, ahşap yapı 10 ton ağırlığındadır. Yani 10 misli bir fark. Yeni sistem ahşap yapı hafifliği dolayısıyla yıkıldığında içinde çok daha fazla yaşam alanı oluşur. Bu da bu tip yapılarda can kaybının çok az olmasını sağlar. Kaldi ki ahşap yapılarda kurtarma çalışmaları balta, kazma, balyoz, el testeresi gibi el aletleri ile hemen hemen herkes tarafından ağır inşaat makinaları beklenmeden yapılır. Böylece hayat kurtarmak için gerekli hızlı zamanı sağlar. Kaliforniya'da 17 Ocak 1994 yılında olan 6.7 ‘lik depremde can kaybı sadece 69 kişidir. Hayatını kaybedenlerin 40'ı yollarda beton viyadükler altında hayatını kaybederken geri kalan 20'si diğer yapılarda hayatlarını kaybettiler. Kaliforniya’daki evlerin %95 ahşap yapı olduğundan can kaybı bu kadar az olmuştur.

Bu teknoloji ülkemizde var mı?
Amerikan sistem yapı teknolojilerini geliştiren sirket (MiTek) şu anda ülkemizde faaliyette olup bu yapıları üretmek için gerekli tüm ürünleri üreticilere sağlamaktadır. MiTek statik program, çelik bağlantı plakası, çelik ankraj elemanları, üretim makinaları ile her kapasitede tam teşekküllü ahşap yapı üretim tesisleri kurar. MiTek web sayfalarından daha detaylı bilgilere ulaşmak mümkündür. www.mii.com. veya www.mitekinc.com

Ahsap yapı ekonomik mi?
Ülkemizde artık Amerikan tarzı yapı üretimi yapan fabrikalar var olup üretimlerini lisans anlaşmaları doğrultusunda Amerikan standartlarında yapmaktadırlar. Kullanmış oldukları ürünler ithal olup kaliteden hiçbir ödün verilmez. Tüm yapıların dizaynları bilgisayar sistemlerinde hazırlanıp üretimleri buna göre yapılır. Her tipte serbest yapı dizaynı yapmak mümkündür. Ahşap yapı karkas fiyatları metrekare olarak 70 USD civarından başlar. Yeni teknolojilerle yapılan ahşap yapı fiyatlarını deprem yönetmeliğine uygun betonarme yapı fiyatlarıyla karşılaştırmanız lehinize olacaktır. Yeni sistem ahşap yapıların inşaat zamanı kısadır. Yapınızın maliyetini kuruşuna kadar hesaplayabilirsiniz. Betonarme yapı gibi zaman kaybı ve buna bağlı olarak hergün değişen fiyatlar olmadığından ekonomik bir yapı sahibi olursunuz. Ahsap yapıların enerji giderinden sağladığı ekonomi de göz önüne alınırsa yeni teknolojilerle yapılmış ahşap yapılar çok daha ekonomiktir.